YENİ FİKİR HABER

Sayın Aydın Müftümüze bazı sorularımız var!

05-04-2015

Malum;  Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) aslî vazifesi, Türkiye’nin dinî düzen ve usüllerini ilmî açıdan bir karara oturtmaktır.

Sayın Aydın Müftümüze bazı sorularımız var!

 Malum;

 Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) aslî vazifesi, Türkiye’nin dinî düzen ve usüllerini ilmî açıdan bir karara oturtmaktır.

Dört ana unsur dediğimiz Kitap (Kur’an-ı Kerim), Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha ile Müslümanların dünyevi ve uhrevi meselelerini tertip etmektir.

Bu cihetten müftülüklerin Ehl-i Sünnet v’el- Cemaat İtikadı üzerine Müslümanları eğitme ve yönlendirme görevleri vardır.

Müslümanların hayatları ile ilgili yanlışları düzeltmektir vazifeleri.

Hatalı bilgileri ilmî verilerle tashih etmektir.

Hurafeleri gerçek dinden ayırt etmektir.

Yani Müslümanların ahretini, dünyada iken çekip çevirmektir aslî vazifeleri...

Bunu nasıl yapacaksınız?

Evvelâ, söyle bir sual soralım:

Kaç tane imam - hatip sigara içmektedir?

Sigara içmenin mekruh olduğu izahtan varestedir.

Kıyasla haramlığını sizler takdir edersiniz.

Pekiyi, sigara parmaklarda ve burunda belirli bir tabaka oluşturuyor mu oluşturmuyor mu?

Sigaranın meydana getirdiği sarı tabaka abdeste mani mi?

Eğer burunda tabaka oluşturuyor ise -Hanefi mezhebine göre- gusül tehlikede değil mi?

Bunu araştırmak sizlere düşer sayın Müftüm.

Neden size düşer?

İmam hatiplerimiz, cemaati miraca çıkarma vazifesini üstlenmiyorlar mı?

Eğer tabaka oluşuyor ise ve mekruh olduğu kat’i olan bir hususla namaz kıldıran imamın arkasında nasıl namaz kılınacak?

Bunun alâkalı ne gibi bir çalışma yapıyorsunuz veya böylesi bir çalışma yapmayı düşündünüz mü?

Bu mevzuu, Yeni Türkiye ve Yeni Dünya vizyonunda sayın Cumhurbaşkanımızın ufkunu ne kadar yakaladığınıza bağlıdır.

İkinci husus:

İmam- hatip arkadaşların ellerindeki cihazlarla esnaflık yapması ne kadar doğrudur?

Cami vazifelisi olan imamların sadece namaz kıldırma gibi görevleri mi vardır?

Ümmetin cemiyetlerine Allah rızası için katıldıklarında okudukları Kuran-ı Kerim ve mevlidi şeriften  -pazarlıkla- para almaları ne kadar doğrudur?

(Bu hususla alakalı istisnaları ayrı tutuyor, onları duruşlarından dolayı da tebrik ediyorum.)

Eğer bu doğru ise diğer kamu çalışanları da kendi uzmanlıkları ile ilgili alanlarda danışmanlık yaparak para talep etmeleri rüşvet sayılmamalı, değil mi?

Bu hususta söylenecek çok şey var; ancak, meselenin anlaşıldığı kanaatindeyim.

Üçüncü ve benim açımdan en önemli husus da şudur:

Din adına konuşanların, dini vazife ifa edenlerin ve din görevlilerinin yaşantıları, halleri  diğerlerine örnek olmalı değil midir sayın Müftüm?

Sizler, bizlere numune olacaksınız ki bizler hatalarımızdan ders alalım.

Bakınız, şahit olduğumuz bir mes’ele, derin kültür ve inancımız açısından ne kadar esef vericidir.

İnancımız gereği kadın erkek görüşmeleri, yani haremlik selamlık hususu, bizim bam telimizdir.

Bizler “modern” insanlar gibi hareket edemeyiz.

Hatta devlet dairesi vs gibi yerlerdeki uygulamalar, Müftülük uygulamalarını alâkadar etmemeli değil mi sayın Müftüm?

Hadise şu:

Müftülüklerin her ayın maaş gününün ilk perşembesi toplantı günleri.

Acaba zati âliniz hiç bu toplantılardaki hoca hanım ve hocaların/çalışanların alelâde bir şekilde, laubali bir vaziyette konuşup dikkatsizce davrandıklarını gördünüz mü?

Bendeniz, şahit oldu.

Ve şok oldum.

Sıradan memur tavırları, hoca hanımların (zannederim, hafız idiler) normal devlet dairesindeki gibi konuşmaları ne kadar rahatsız edici…

Bu hususa neden dikkat edilmez; anlamamız mümkün değildir.

Eğer müftülükler kadın-erkek ilişkisine dikkat etmeyecekse kim dikkat edecek?

Eğer “modern” çalışanlar gibi hareket edilecek ise ne anlamı kaldı dini vazifelilerin?

Eğer sizler bu milletin mahremiyetine dikkat etmeyecek iseniz,  kimlere emanet edeceğiz geleceğimizi?

Eğer bu tür hal ve hareketler olağan kabul ediliyor ise Aydın’ın göbeğinde; Bey Camii etrafında ve önünde öpüşüp koklaşan gençlere ahlak dersi verme hakkımız olmayacaktır.

Denilirse ki bunlar da devlet memurlarıdır, yapılabilecek bir şey yok.

O takdirde biz, neyi konuşuyoruz ki?

28 Mart 2015 Cumartesi günü Vahdet gazetesinde manşetten verilen “Dinden Uzaklaşıyoruz” başlıklı haberi çok tedirgin edicidir. Haber, kapalı kızların/hanımların “MODERNLEŞMESİNDEN”  bahsetmektedir..

Tam da tevafuk…

Sizin seleflerinizden olan bir müftümüz yine perşembe toplantısında Aydın Halk Eğitim Merkezi salonunda söylediği -itiraf gibi- sözler çok manidar değil midir?

“Kur’an kurslarını biz kendi ellerimizle kapattık. Ben İzmir’de Müftülük görevinde bulunurken yaz ayı geldiğinde imamlarımıza bu milletin çocuklarına dinini diyanetini öğretelim dediğimde gece telefonla arayan bir imam -ki onu sesinden tanıdım-: ‘Bize ne sokaktaki elin çocuğundan. Bizim tatilimizi neden elimizden alıyorsun’ dedi”  ifadeleri yozlaşma tehlikesinin apaçık bir örneği değil midir sayın Müftüm.

Neden yaz aylarında Kur’an-ı Kerim öğreten imamlarımızın ek ücret aldıklarını sormuyorum bile. Alabilirler.

Ama müftülüklerimizdeki hoca hanımların erkek çalışanlarla veya idare işlerindeki rahat tavırları, şakalaşmalarını vs gibi hallerini - ayrıntılara girmiyorum- garip bulduğumuzu ifade edebiliriz.

Bu meseleye acilen tedbir alınması gerektiğine inanıyoruz.

Aksi taktirde böylesi bir dejenerasyon, ikinci buhranı beraberinde getirecektir.

Bu da mes’uliyet sahiplerinin omuzlarına ağır bir yük getirecektir.

Netice olarak  bu konu ile ilgili tarihi bir hadiseyi nakledelim ki geçmişten ders alınsın.

       “Zaferlerin Sırrını   Keşfeden Rahip!”

   Kanuni Sultan Süleyman Han Belgrad seferine çıkmıştı. Kaleye iki günlük mesafede son defa mola verdiler. Askerler, çevredeki çeşmelerden istifade edip abdest tazelemeye, su ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlardı. Çeşmelerden birinin yakınında bir manastır vardı. Bu manastırın başrahibi, Osmanlı askerlerinin durumunu öğrenip haçlı ordusunu haberdar etmek için, manastırdaki rahibelerden birkaçını süsleyip, ellerine verdiği testilerle çeşmeye gönderdi.

   Rahibelerin geldiğini gören Osmanlı askerleri, hemen çeşmenin başından ayrılıp onlara sırtlarını döndüler ve testilerini doldurup gidinceye kadar dönüp bakmadılar. Rahibeler durumu başrahibe anlatınca, hemen kâğıt kalem istedi ve haçlı ordusu kumandanına şunları yazdı:

   “Ey Haçlı Kumandanları! Siz bu orduyla nasıl başa çıkabilirsiniz? Bu insanlar, hiç düşünmeden Allah yolunda, kumandanları emrinde çekinmeden can veriyorlar. İnanıyorlar ki, gidecekleri yer Cennet’tir. Kadına kıza ehemmiyet vermiyorlar. Yanlarına gönderdiğim rahibelere sırtlarını döndüler. Mala- mülke de önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini terkederek cihada çıkıyorlar. Herkese iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar.

   Ey Haçlı Kumandanları!..Siz onlardaki bu hasletleri ortadan kaldırmadan karşılarına çıkıp savaşmaya kalkışırsanız, elinize binlerce askerinizin canına mâl olacak acı bir tecrübeden başka  bir şey geçmez. Buna rağmen Haçlı Kumandanları, kahraman Osmanlı askerinin  kılıçlarına  yem olmak  için âdeta birbirleriyle yarış ederler ve Osmanlı askerine yeni zafer kazandırırlar.“(Tarih-Düşünce,Mayıs-2003)

Vesselâm..

 

Etiketler: Aydın Müftüsü,sorular,
YENİ FİKİR HABER
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
Tekâmüldeki Değişim
Mehmet M. TURAN
Türkçülük, ne kadar millî?
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
Süleyman TUNA
Mahalli basın güçlü ise siz de güçlüsünüz
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön