YENİ FİKİR HABER

Manisa Kentinde Tarihi Turizm

07-11-2015

Manisa kenti ilk kuruluşundan günümüze sürekli yerleşme mekânı olmasını, sahip
olduğu coğrafi yapısına borçludur. Manisa Saruhan Oğullarının başkenti olması ve Osmanlılar
döneminde de şehzadelerin yetiştirdiği yer (şehzadeler şehri)olması sebebiyle, Türk–İslam
eserleri bakımından Ege Bölgesi’nin en zengin kentidir.

Öz
Manisa kenti ilk kuruluşundan günümüze sürekli yerleşme mekânı olmasını, sahip
olduğu coğrafi yapısına borçludur. Manisa Saruhan Oğullarının başkenti olması ve Osmanlılar
döneminde de şehzadelerin yetiştirdiği yer (şehzadeler şehri)olması sebebiyle, Türk–İslam
eserleri bakımından Ege Bölgesi’nin en zengin kentidir.
Kültür turizmi ve bu turizm çeşidine bağlı olarak“tarihi turizm” son yılların en önemli turizm
faaliyeti olmuştur. Turizmin niteliğinin artırılması ve bu yolla ülkemizin tanıtımı, en etkin tarihi
turizm ile mümkündür. Anadolu’nun Manisa gibi şehirlerin tarihi turizme açılıp, bu adla
tanıtılmaları durumunda ülkemizde turizmin daha nitelikli yüzü ile karşılanacaktır.
Bu çalışmanın amacı, mekânın tarihi gelişimi, tarihi yapıları etkileyen faktörler, kentin tarihi
dokusu,tarihi yapıların mekânsal dağılımını ve tarihi varlığı koruma ve kullanım bağlamında
coğrafi bir perspektifle kentin turizmini ortaya koymaktır.Çalışma bir alan araştırması olup,
bu incelememizde coğrafi yöntem kullanılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Manisa, Tarihi Turizm
Historical Tourism at Manisa
Abstract
From the time of its first establishment to these days, the province Manisa has become
a costant residence place thanks to its geographical location. Because of the fact that Manisa is
the capital of “Saruhansans”and being a place to educate Sultan’s sons in times of Ottomans it
is the richest city of Turkish‐ Islamic monuments.
Cultural tourist mand in according to ‘’ the historical tourism’’ has become the most
significant touristic activity in recent years. With the increasing quality of tourism and the
advertisement of our country are effectively possible with historical tourism. Exposing
Anotilian cities like Manisa to historcal tourism and advertising them will enable us to meet
more qulified facts of tourism in our country.
The aim of this study is to reveal this historical tourism of the city form a geographical
perspective in terms of its historical development, the factors affecting historical monuments,
the historical structure of the city, the local distribution of historical remains and both the
protection and the usage of hitorical possessions. This study is a kind of branch research and
geographical methodology is used in academic work.
Keywords: Manisa, Historical Tourism
*Yrd.Doç.Dr., Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Ortaca Meslek Yüksekokulu, isacelik@mu.edu.tr
33 YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
1‐YERLEŞMENİN TARİHÇESİ ve TARİHİ TURİZMLE İLİŞKİSİ:
Manisa Ege Bölgesinin aşağı Gediz yöresi içerisine, eski adı Spiylos olan SipilDağı’nın eteğinde,
kentsel niteliğini antik dönemden günümüze kadar korumuş kentlerimizden biridir. Kent Manisa
dağının kuzey yamacına kurulmuştur. Dağın eteğine ve ovaya doğru yayılmıştır (Şekil 1). Kentin burada
gelişmesinin nedeni; dağ yamacını burada sel yataklarıyla yerleşmeye ve kale kurmaya elverişli
yer hazırlanması, Akhisar Ovasına açılmış olması ve burada düğümlenen yollarla,şehrin biraz batısında
Sabuncu Belini aşmak üzere dağa tırmanarak İzmir körfezine ulaşması, şehrin coğrafi konumundan
kaynaklanan gelişme nedenleridir. (Dorkot vd.1995: 42 )
Şekil 1: Manisa Kenti Lokasyonu
Spiylos dağı (Sipil Dağı, Manisa Dağı)
eteğinde bulunan ve geniş alüvyonlu bir ovaya
bakan “Magnesia”(Manisa) şehrikısa bir müddet
kaldığıLidya hâkimiyetinden bolluk ve
zenginliğe kavuşmuştur. (Dorkot, 1998:
289)Lidya kralı Kroisos’ un M.Ö. 546’da Pers
kralı II.Kyrosa mağlup olması üzerine I.Pers
Satraplılığına dâhil edilen Magnesia, Persler
tarafından yapılan “Kral Yolu” na yakın bulunması
sebebiylebu dönemde ekonomik ve
ticari yönden gelişme göstermiştir. (Emece,
1989: 15)Fakat günümüzde Manisa
kentmerkezinde Lidyalılara ait herhangibir
maddi kültür kalıntısı bulunmamaktadır. İç
kalenin, bazı kaynaklardaLidyalılar tarafından
yapıldığı bildirilmektedir. Fakat günümüzde iç
kaleden herhangi bir iz yoktur. Antalis, Sipylos
ve ilk Manisa olan Palai Magnesia adındaki bu
üç kentin bütün izlerini ve kalıntıları Yarık
Kaya ile bu günkü Manisa arasındaki 7‐8
km’lik sahada ve yer altında arkeolojik kazılar
yapılabilirse, şehrin ilk olarak kimler tarafından
kurulduğuna dair bilgilere net olarak ulaşılabilecektir.
M.Ö. 334’te Çanakkale Boğazı’ndan
Anadolu’yageçen Makedonya Kralı İskender,
Anadolu’da yaygın bir egemenlik kuran
Pers ordusunuGranikos Çayı (Biga Çayı)
yakınlarında mağlup eder. Daha sonra Perslerin
Batı Anadolu’da Satraplık Merkezi olan
Sardes düşer. (Mansel, 1995: 466) Magnesia
İskender’in hâkimiyetindensonra M.Ö 281’de
bütün Küçük Asya ile birlikte I.Selevkosların
hâkimiyetinegirmiştir. Kent merkezinde bu
dönemlerden kalma herhangi bir eser yoktur.
Romalılar M.Ö. 190’da
Magnesiayakınlarındakisavaşta(Magnesiya
Savaşı) III. Antiokhos’u mağlup edince, şehir
halkın kendi rızasıyla Roma hâkimiyetine
geçmiştir (Akait, 1983: 104). Strabon “Coğrafya”
adlı kitabında, ‘’bizim zamanımızda
34 YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
Spiylos Dağının eteğinde bulunan Magnesia
kenti ve Sardes birçok yerdeki en ünlü benzerleri
gibi depremlerle yıkılmış.’’Olduğunu anlatır.
(Pekmen, 1972: 81). Şehir imparator Tibery
tarafından yeniden ihya edilmiştir. İmparator
Claudius (M.Ö. 41‐45) zamanında şehir yakınlarında
bir su seti, Gediz Nehri civarındaki bir
köyün etrafına bir su kemeri yapılmış, ayrıca
Magnesia‐Spiylos yolu tamir olmuştur (Emece,
1989: 16). Roma İmparatorluğu’nun
ikiyeayrılması ile Magnesi, Doğu roma İmparatorluğu’na
bağlı şehirlerden biri olmuştur.
Bizanslılar devrinde piskoposluk haline gelmiştir.
Latinlerin XII. Asır başlarında İstanbul’a
hâkim oldukları devirde ise. İznik İmparatoru
Dukas, Latinlerle yaptığı mücadele esnasında
uzun müddet Magnesia’da ikamet
etmiştir. Böylece şehir, Bizans’ın son zamanına
doğru Batı Anadolu’nun en büyük merkezlerinden
biri olmuştur(Pektaş, 1960: 124). Ancak,
1701’den beri Anadolu’ya hâkim olmaya başlayan
Türklerin bu ülkeyi yurt edinmeleri, Batı
Anadolu bölgesindeki diğer Bizans şehirleri
gibi Magnesia’nın da kaderini değiştirecektir
(Emece, 1989: 17) . Kent merkezinde Bizanslılar
döneminden kalma “Dış Kale’’ olarak bilinen,
yer yer izlenebilen sur duvarları ve birkaç kule
parçası günümüze kadar gelebilmiştir.
Tarihi turizme konu olan yapıların tamamı
Beylikler ve Osmanlı döneminden kalma
eserlerdir. Bu dönem 1305’de Manisa mıntıkasına
yayılarak fütuhat yapan Saruhan oğullarıyla
başlar. Saruhan Bey Türklerin Leşkeri ili
dedikleri (Laşka ili) vilayetinin merkezi olan
Manisa’yı 1313’te alarak denize doğru hududunu
genişletti ve bu suretle hemen hemen
eski Lidya‘ya sahip oldu. (Uzun çarşılı, 1988:
84 ) Yeni sahiplerininlisanına uygun olarak
“Magnesia” şeklinde telaffuz değişikliğine
uğrayan şehre, daha sonra “Manisa” ismi verilmiştir.
Saruhan Bey zamanında Manisa hemen
hemen tamamen Türkleşmiş, şehrin çehresi
değişmeye ve yeni sahiplerinin engin medeniyeti
hâkim olmaya başlamıştır. Sur dışında
ilk yerleşmeler bu dönemde, İlyas Bey Mescidinin
yapılmasıyla başlar.İshak Çelebi döneminde
ise yoğunluk kazanır. Bu dönemde
yapılan Ulu Camii ve Külliyesi bu çekirdek
etrafında gelişir.
Manisa ve çevresinin kati olarak Osmanlı
idaresine geçmesi 1412 yılında Çelebi
Mehmet devrinde gerçekleşmiştir.
Osmanlı hâkimiyetine geçen yerlerde
devlet otoritesinin kuvvetle yerleşmesi için
hususiyetle ilhak edilen ve umumiyetle “Sancak”
haine getirilen eski beyliklerin merkezlerine
çok defa haneden mensubu şehzadeler
tayin olunmakta idi. Önemini koruyan başlıca
şehzade sancağı olan yerler: Kütahya, Amasya,
Konya veLisanına uygun olarak adı
‘’Magnesia, Magnisa’’ şeklinde talafuz değişikliğine
uğrayan şehre daha sonra “Manisa” ismi
verilmiştir. Manisa’dır Ancak XVI. Asrın yarılarından
itibaren Amasya’nın önemini kaybetmesiyle
Manisa diğer şehirlerin önüne
geçmiştir. Manisa bilhassa bu asırda, iktisadi
bakımından müsait şartlara sahip ve İstanbul’a
olan yakınlığı sebebiyle tercih edilmiştir. Böylece
Manisa, XVI. Asırdan günümüze kadar
“Şehzadeler Şehrin” olarak önem kazanmıştır,
adeta ikinci bir payitaht vasfına haiz olmuştur.
(Emecen, 1989: 27) Manisa’da birçok şehzade
görev yapmıştır.
Bu şehzadelerden padişahlık yapanlar:
Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman,
II. Selim, III.Murat, III. Mahmut ve Manisa’da
doğan Mustafa’dır.
Bu bakımdan Manisa söz konusu dönemde,
ikinci bir siyasi merkez olmuştur.
Fatih Sultan Mehmet ve bundan sonra
gelen şehzadeleri okutmak için Manisa’ya
birçok hoca ve âlim gelmiştir. Bundan dolayı
cami ve medrese sayısı artmıştır ve Manisa
büyük bir kültür merkezi olmuştur.(Acun,
1999: 12)
2‐TARİHİ MEKÂNLAR
a.Tarihi Yapılar: Manisa öncelikle
Saruhanoğulları tarafından imar edilmiştir.
Anadolu’daki Beylikler dönemi yapılarının
özgün örnekleri Manisa’da bulunmaktadır.
Beylikler döneminden sonra Manisa XVI.asrın
sonlarına kadar şehzadeler şehri olarak ikinci
bir siyasi merkez olması nedeniyle Osmanlı
döneminde ait, farklı fonksiyonlara sahip birçok
tarihi yapı bulunmaktadır.
35
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık – 2014
Fotoğraf 1: Saruhanoğulları döneminin ilk yapılarından Ulu Camii ve Külliyesi
Beylikler ve Osmanlı döneminde yapılaşan Manisa “tarihi şehir” kimliği ile anılabilecek Anadolu’daki
önemli kentlerden birisidir. Özellikle anıtsal özellik taşıyan yapıların bir kısmı günümüze
kadar ulaşabilmiştir. Manisa’da bulunan tarihi yapılar cami ve mescitler, medreseler, tekke ve zaviyeler,
türbeler, askeriyapılar, sivilyapılar, sosyal yapılar, ticari yapılar, hamamlar, sıbyan mektebi, kütüphane
ve çeşmelerden ibarettir.
Fotoğraf 2: 1583‐1592 Yılları arasında yapılan, Klasik Osmanlı mimarisinin en zarif
örneklerinden birini oluşturan Muradiye Camii
Manisa kent merkezinde Saruhanoğulları döneminden kalma 6 camii ve mescit, Osmanlılar
döneminden kalma 30 adet cami ve külliye şeklinde inşa edilmiştir. Bunlar; Ulu Camii (Fotoğraf 1),
Sultan Camii, İvaz Paşa Camii, Hatuniye Camii, Muradiye Camii (Fotoğraf 2), Dilşikar Camii, Hüsrev
Ağa Camii ve külliyeleridir. Tarihi kentte bulunan medrese sayısı 5’tir. Bunlardan; Ulu Cami Medresesi
Saruhanoğulları döneminden. Sinan Bey, Sultan Muradiye ve Velet Bey Medreseler Osma lılar
36 YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
döneminden kalmadır. Yörede Tekke ve Zaviyede olarak ise 5tarihi yapı bulunmaktadır. Bunlardan
Mevlevihane ve Seyit Hoca tekkesi Saruhanoğulları dönemine, Yiğitbaşı, Kabak ve Rufai tekkeleri ise
Osmanlı dönemine aittir.
Fotoğraf 3: Günümüzde restorasyonu yapılarak Mevlana Derneği olarak kullanılan
Kabak Tekkesi
Fotoğraf 4: Uzun yıllar Eskiciler Çarşısı ( Bit Pazarı) olarak kullanıldıktan sonra
günümüzde restorasyon aşamasında olan Rum Mehmet Paşa Bedesteni
Bugün tekke zaviyeler ya terk edilmiş, ya da tamamen yeniden inşa edilmiştir, ya da şahıs
mülkiyetine geçmiştir. Kentte bulunan türbe sayısı ise 12 olup bunlardan 4’ü Saruhanoğuları, 8’i ise
Osmanlı dönemine aittir. Türbelerin büyük bir bölümü ziyarete açık olup 4’ü metrük halde bulunmaktadır.
Bu türbelerden İshak Çelebi Türbesi, Yedi Kızlar Türbesi, Tezveren Dede Türbesi, Yirmi İki
Sultan Türbesi, Avni Ali Türbesi ve Revak Sultan Türbeleri ziyarete açık türbelerdir. Manisa kent
merkezinde askeri mimari olarak kale olarak inşa edilmiş, iç kaleden iz kalmamıştır. Dış kale ise yer
yer takip edilebilir. Bizanslar döneminden kalmadır. Sosyal yapı olarak tasnif edilebilen Hafsa Sultan
Darüşşifası ve Muradiye imareti Osmanlı döneminden kalma yapılardır.
37
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık – 2014
Merkezi otoritenin kuvvetlenmesi ile
yollar üzerini şehir hanları ve bedestenlere
bırakılmıştır. Bu gibi ticari kuruluşlar şehri
merkezinde en büyük (Ulu) caminin çevresinde
toplanmıştır. Manisa’da tarihi ticari kuruluşlar
şehrin merkezinde Hatuniye, Muradiye
ve Sultan camileri arasında yer alır. Bunlar;
Kurşunlu Han, Yeni Han ve Rum Mehmet
Paşa Bedestenidir. Manisa merkezde
Saruhanoğuları döneminden kalma iki (Dere
ve Çukur), Osmanlı döneminden kalma ise altı
(Alaca, Cumhuriyet ve Dilşikar) Hamam bulunur.
Kent merkezinden günümüze ulaşabilen
altı Sıbyan Mektebi bulunmaktadır. Osmanlı
mimarisinde bilinen ilk Sıbyan Mektebi örneği
İstanbul’da Şeyhülislam Zembili Ali Efendi
kızı adına yapılan sitti Hatun sıbyan mektebidir.
Kentte bulunan kütüphaneler ise Çeşnigir
ve Muradiye kütüphaneleridir. Manisa kenti,
coğrafi konumu sebebiyle bol su kaynaklarına
sahip olması, bünyesinde birçok tarihi çeşmenin
bulunmasına neden olmuştur. Çeşmelere
su, pişmiş toprak künklerle sağlanmıştır. Kentte
bulunan çeşmelerin tamamına yakını Osmanlı
döneminden kalma olup, günümüze
ulaşabilmiş 37 çeşme bulunmaktadır.
b.Tarihi Konutlar ve Sivil Mimarisi:
Genellikle 19. Yüzyıl sonlarına ve
20.yüzyıl başlarında inşa edilen Manisa kent
merkezinde bulunan tarihi yapılar, İl Kültür ve
Turizm Müdürlüğü tarafından kayıt altına
alınmış olup, sayıları, 116’dır Bu yapılar farklı
fonksiyonlara sahip olup86’sı dükkân olarak
kayıtlarda geçmektedir. Diğerleri ise, Hükümet
Konağı, Halk Evi, Ziraat Bankası, Vali
Konağı, Kitap Sarayı, Askeri Hastane, Borsa
Kahvesi, otel, Tekel İdare binası, Şehir Kulübü,
Akıl Hastanesi, İsmet İnönü Kız Meslek Lisesi,
Adliye, İstasyon Binası, Ticaret Borsası Binası,
Kur’an Kursu Binası, Verem Savaş Dispanseri,
Kahvehane ve Kooperatif Binası Başlıca Manisa’da
sivil tarihi yapılardır. Manisa’daTespit
edilen 116 sivil yapının mahallelere göre dağılımına
baktığımızda en fazla yapı Çarşı Mahallesinde
(45 adet) ve I. Anafartalar Mahallesinde
(39 adet). Yapıların diğer diğer mahallelere
dağılımı ise Ege’de 9, Şehitlerde 2, Akıncılar,
Dilşikar, Akmescit. Utku ve Yarhasanlarda
birer adet sivil tarihi yapı bulunmaktadır.
3‐ TARİHİ YAPILARIN MEKÂNSAL
DAĞILIMI:
Manisa kenti, Saruhanoğulları Beyliği’nin
merkezini oluşturduğu ve kente dönüştürdüğü
11.yy sonrasında yavaş yavaş sur
dışına doğru gelişmiştir. Kale içinin Beylikler
döneminde kullanıldığını gösteren en önemli
işaretler, bugünde dış kale sınırları içinde halen
Kale (Hacet) Mescidi ve bu dönem seramiklerinin
bu alanda, yoğun şekilde bulunmasından
anlaşılır.
Manisa Saruhanoğulları döneminde,
doğu–batı istikametinde gelişmiştir. O dönemde
şehrin dini mimarisi içerisinde plan
itibariyle önemli bir yere sahip olan Ulu Cami
ve Külliyesi kenttin gelişiminde“merkez”olma
özelliğine sahiptir. Bu gün varlığını sürdüren
Saruhanoğulları döneminin taşınmaz kültür
varlıklarının bulunduğu alan, doğuda Tabakhane
Deresi, batıda ise Çaybaşı Deresi ile sınırlanan
ve Topkale yamacı üzerinde, surların
hemen önünde geçen bu hat üzerinde bu güne
kadar varlığını sürdüren 17 dini ve sivil mimari
örnekleri bulunmaktadır (Şekil 2).
Osmanlı döneminde, zamanla artan
nüfus yanında, Coğrafi konumun Gediz Ovası’nın
yerleşime uygun olması, kentin Spil
Dağından ovaya gelişmesine neden olmuştur.
Osmanlı dönemi kent merkezi,
Saruhanoğulları’ndan farklı olarak, Sultan
Camii çevresidir. Manisa kentindeki Osmanlı
kültür mirasını oluşturan yapılar, ayrı ayrı ele
alınarak Osmanlı dönemi kent dokusunun
sınırları ortaya koyabilir. Doğuda Alaybey
Mahallesi batıda Karaköy Mahallesinden geçen
Çaybaşı Deresinin batı tarafı, güneyde
Saruhanoğulları döneminin kuzey sınırlarına
ve kuzeyde ise en fazla istasyon binasının olduğu
bölgeye kadar götürmek mümkündür
(Şekil 2).
38 YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
39
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık – 2014
Klasik Osmanlı döneminin önemi yapıları
olan Sultan Camii, Muradiye Camii,
Ayn‐i Ali Camii, Hatuniye Camii ve külliyeleri
ile Yeni Han ve Kurşunlu Han gibi yapılar bu
gün de şehrin merkezinde bulunuyorlardı.
Bunun yanında Ortaçağ ve Yakınçağ seyyahlarının
vurguyla bahsettiği Saray‐ı Amire’de
kent merkezinin önemli yapıları arasındaydı.
Fatih Parkı ve Kızılay Binasının bulunduğu
yerde Yükselen Sarayın bahçeleri ise istasyonun
bulunduğu bölgeye kadar yayılıyordu.
Ancak istasyon bölgesi arkasında bulunan
Kuşlubahçe Mahallesinin bulunduğu sahada
erken Osmanlı döneminde, bahçe ve tarlalar
dışında bir iskân ve kullanımdan
bahsetmekzordur(Gülsün vd. 2004: 11).
Türk–İslam döneminde ovaya doğru
yayılan Manisa kentinde tasarı, birbirinden
kopmadan süre gelmiştir. Bu da yaklaşık bin
senelik bir periyotta kentin belli bir alanında,
belli bir kentsel gelenekle gelişim gösterdiğini
ortaya koymuştur. Daha doğru bir değişle,
kent yakın zamana kadar Topkale üzerindeki
yamaçtan vazgeçmemiş, her dönem kenti,
önceki dönemlerde kullanılmış olan alanları
yeniden değerlendirilmiştir. Ancak her kültür,
kendi kent merkezini oluşturarak, önceki dönemden
kalan kent dokusunu zamanla “kenar
mahallelerde” bırakmıştır. Bugün Manisa’nın
üç ayrı kent merkezi vardır. İlk merkez hemen
kalenin kuzeyinde Ulu Camii çevresi, bu gün
de kullanılmakta ama kent merkezi değildir.
Üçüncüsü ise Osmanlı Devleti döneminde
kullanılan alandır ki bu alan bugünde de kent
merkezidir.
4‐ TARİHİ YAPILARDA DEĞİŞEN
FONKSİYONLAR:
Manisa da bulunan yapıların fonksiyonlarına
göre dağılımına baktığımızda en
fazla dini fonksiyonlu yapılar bulunmaktadır.
Daha sonra ise sosyal, sivil ve ticari fonksiyonu
yerine getiren yapıların yaygın olduğunu
görmekteyiz (Şekil 3) Tarihi yapıların dini
fonksiyonda olanların dışında, bu gün fonksiyonları
hemen hemen, doğal olarak tamamı
değişime uğramıştır. Manisa’da fonksiyonu
dışında kullanılan başlıca yapılar: Kurşunlu
Han (Öğrenci Yurdu)Molla Şaban Sıbyan Mektebi(
Ege Belediyeler Birliği Binası), Hatuniye
Sıbyan Mektebi (Manisa’yı, Mesiri Tanıtma ve
Turizm Derneği Binası), Hatuniye Sıbyan Mektebi
(Diyanet kitap satış bürosu), Hafısasultan
Sıbyan Mektebi (Kur’an kursu), Ulu Cami
Medresesi (Kur’an kursu), Muradiye Medresesi
ve imareti (Müze).Sinan Bey Medresesi
(Otantik Türk Kültürüne uygun ahşap altın ve
gümüş işletmeciliği yapılan yer), Rum Mehmet
Paşa Bedesteni (Eskiciler Çarşısı diğer adıyla
bitpazarı) (Fotoğraf 4), olarak kullanılmaktadır.
Görüldüğü gibi birçok tarihi yapı, yapılış
fonksiyonunun dışında kullanılmaktadır. Türk
kültürüne uygun otel, sıbyan mektebi ve medreseler,
ilkokul ve anaokulu, konutlar, sanat
evi hamamlar yine eski fonksiyonuna uygun
Osmanlı hamamı olarak kullanılabilir. Hacı
Hüsrev Ağa hamamı aslına bağlı kalınarak
yenilenip, otantik Türk kültürüne uygun lokanta
olarak kullanmak için girişimde bulunmuş
ancak bir türlü gerekli izinleri alıp, yapı
restore edilip bu amaçla kullanıma açılmıştır.
Manisa merkezde günümüzde metrük
halde bulunan yapılar, yapılış fonksiyonlarına
uygun veya tarihimekânı bozmadan benzer ve
farklı fonksiyonlarda kullanmakiçin, restore
edilebilmeleri durumunda, söz konusu yapıları
yaşatmak ve korumak mümkün olabilecektir.
Aksi halde terk edilmişlik çoğu kez yok
olmakla sonuçlanmaktadır.
40 YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
5‐ TARİHİ TURİZMİ ETKİLEYEN
FAKTÖRLER:
a.Kentleşme: Manisa tarihi yapılarıyla sivil
yapılarıyla meyden, sokak ve diğer tarihi doku
unsurlarıyla 1970’li yılara kadar, tarihi dokunun
varlığından bahsedebileceğimiz bir
kentimizdi. Tarihi kentlerde yaşamını sürdüren
korunmuş bir eski bölge ve birde yeni gelişmiş
ve gelişmekteolan yerleşim alanları olması
gerekir. Bu bölgeler düzgün bir şekilde
41
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık – 2014
yaşamlarını sürdürürler. Koruma planları da,
yeni gelişmelerin eski kentin ortadan kaldırılmasını
önler. 1922’de geriye çekilen, Yunan
işgal Ordusu’nun kundaklanmasıyla büyük bir
bölümü yıkıla Manisa, bölgenin İzmir’den
sonra en büyük kentiydi. Kent yüzyıllardan
beri Anadolu kent dokusuna uygun olarak
yapılmıştır. Manisa yeniden kurulurken, çağdaş
bir plan öngörürdü. Bu amaçla savaştan
kısa bir süre sonra, mühendis Seyfettin Bey ve
Ortakları Ziya ve Akif Beyler, Türk imar ve
inşa şirketini kurdular. Bu şirket 29 Kasım
1922’de imzalanan bir sözleşme çerçevesinde
imar planı çalışmalarına başladı. Yeni planda,
yanmayan kenar mahallelerdeki tek katlı küçük
kerpiç evlerin ilerde kaldırılması öngörülerek,
tarihsel doku göz önüne alınmadan yerleşme
alanı tümüyle yeniden planlandı. Plan
1923’de yürürlüğe girdi. Ancak projede tadilatların
ardı arkası kesilmedi. 123’ü aşkın değişiklik
yapılarak uygulamaya çalışıldı. Buna rağmen
kentteki denetimsiz yapılaşma önlenememiştir.
İmar ve yıkma neredeyse kardeş
kavramlar gibi yorumlanarak yol açma, park
yapma ve yapılaşmayla kentin eski slüetini
yok ederek çarpık bir kentleşme ortaya konulmuştur.
Halbuki yıkma yerine koruma
bugünki çağdaş mimarlık ve şehirciliğin temel
ilkesidir.
Koruma denince kuşkusuz, müzeye
koyar gibi koruma anlaşılmaz. Koruma, dokunmama
veya dokundurmama demek değildir.
Zira böyle bir koruma anlayışının neticesi,
pek çok örneğini gördüğümüz neticesi, pek
çok örneğini gördüğümüz yapılarda olduğu
gibi, bir terk edilmişlik ve yıkımdır. Manisa’da
bütün bir koruma tavrı geliştirilemediği için
tarihi mekânınstrüktürü muhafaza edilmemiştir.
Ancak tek tek tarihi eserlerin veya sil mimarinin
korunması kısmen geçekleştirilebilmiştir.
Buda kuşkusuz saygı duyulacak bir
davranıştır.
Manisa’nın ilk yerleşme
çekirdeğinioluşturan kale içi dışında tüm tarihi
yapılarının bulunduğu mekânlar yanlış kentleşmeye
maruz kalmıştır. Bugüne kadar yanlış
yapılaşmanın tarihi kent mekânına verdiği
zararkuşkusuz çok fazladır. Ama bunun yanında
kentin mevcut tarihi yapıları ve tarihi
görünümü ile ilgili yapılabilecekler tamamen
tükenmiş değildir. Öncelikle şehrin tarihi çekirdeğini
oluşturan İshak Çelebi,Dere Adakale,
Göktaşlı, Saruhan, Çarşı ve Mimar Sinan mahallelerinde
yapılaşma tamamen durdurulmalıdır.
Bu alan mevcut imar planı koruma altına
alınmıştır. Aslında bu bahsi geçen tarihi eserin
yoğun olarak bulunduğu alan, Manisa’nın
imara açılan diğer bölgelerine oranlandığında
çok küçük bir alanı oluşturmakta olup yeni
kurulan bir mahallenin dörtte birine karşılık
gelecek kadar, küçük bir alanı kapsamaktadır.
Manisa Belediyesinin son yıllarda uyguladığı
ve takdirle karşıladığımız tarihi yapıların
etrafını açma çalışmaları sürdürülmelidir.
Bunun yanında özellikle Çarşı ve Anafartalar
Mahallesinde bulunan iki katlı tipik iş yerlerinin
günümüzde orta ve kırsal gelir guruplarına
hizmet veren geleneksel eski çarşı merkezi
olarak işlevini sürdürmesi sağlanmalıdır.
Günümüzde Manisa kent merkezinde
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünün kayıtlarına
göre koruma altına alınan 102 tarihi yapı,
116 adette sivil yapı bulunmaktadır. Tarihi
yapıların mahallelere göre dağılımına gelince;
İshak Çelebi 8, Çarşı 8, Dere 5,Saruhan 4, Mimar
Sinan, Mutlu, Göktaşı, İbrahim Çelebi ve
Dilşikar mahallelerinde 3’er ve Osmanlı Dönemi
yerleşme sınırı içerisindeki kalan diğer
mahallelerde ise ikişer ve birer tarihi yapıların
birkaç mahallede toplu, diğerlerinde ise yaklaşık
30 mahalleye yayılmıştır. Osmanlı Dönemi
yerleşme sınırı içerisinde günümüze ulaşabilen
yapılardır. Bu yapılar genelde cami, mescit,
han hamam, mektep, medrese ve çeşmelerden
oluşmaktadır. Bunlar Osmanlı şehrin varlık
sebebi yapılar anıtsal özellik taşıdıkları için
kısmende olsa günümüze kadar gelebilmişlerdir.
Tarihi yapıların etrafındaki mahalleyi
oluşturan diğer sivil yapılar, Dumlupınar
Meydan Muharebesinin zaferle sonuçlanması
üzerine İzmir’e doğru kaçan yunanlılar ve
yerli Rumlar kenti ateşe vermiş, günlerce süren
bu büyük yangında tarihin Manisa’ya kazandırdığı
büyük kültürel mirasın önemli bir kısmı
yok olmuştur.
Tarihi yapıların en yoğun bulunduğu
alan, Beylikler dönemi şehrin nüvesini oluştu42
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
ran oluşturan İshak Çelebi (8) ve Dere (5) Osmanlı
dönemi şehrin nüvesini oluşturan Çarşı
(8), Mimar Sinan (4)ve Saruhan (4) Mahalleridir
(Şekil 2).
b.Sanayi Faaliyetleri: Manisa’nın tarihi
dokusunun mekânsal değişiminde kentin coğrafi
konum ve yapısına bağlı olarak gelişen
sanayi ve ticari faaliyetler, önemli rol oynamıştır.
Anadolu’da 1966’daişletmeye ilk açılan
demir yolu güzergâhı İzmir–Kasaba (Turgutlu)
hattıdır. Anadolu’da Manisa demiryolunun
ulaştığı ilk kent olması, 1950’li yıllarda Soma
(Termik) ve demir köprü (hidroelektrik) Santralleri’nin
hizmete girmesi, 1970 yılında hizmete
giren organize sanayi bölgesi, Manisa’nın
nüfusunu hızla arttırmıştır. Bütün bu faktörler
çok hızlı bir kentleşmeye neden olmuştur.
Ulaşım olanakları uygun değer seviyede kente
bulunması makineye bağlı tarımsal gelişmeyi
arttırmış bunun yanında geleneksel sanayiden
modern sanayi faaliyetlerine bağlı yapılaşmayı
arttırarak kentin yerleşme dokusunu hızlı bir
şekilde değiştirmiştir. Böylece çok katlı apartmanlar
ve otomobiller için genişletilen yollar
kentsel mekânın büyük ölçüde değişmesine
yok olmasına neden olmuştur.
c.Tarihi Yapı ve Mekânlarda Restorasyon:
Birçok tarihi yapı zaman zaman yapılan
restorasyonlarla günümüze kadar gelebilmiştir.
Yapıların zamanla doğal ve beşeri faktörlerden
dolayı yaşlanıp yıpranmaları kaçınılmazdır.
Restorasyon yapmada tarihi yapılar
arasında en büyük sorun yapının aslına uygun
ve mimari özellini en asgari ölçüde olumsuz
etkileyecek tarzda yapılabilmiş olması. Manisa’da
Vakıflar Şube Müdürlüğünün verdiği
bilgiye göre günümüzde restore edilmekte
olan tarihi yapı yoktur. Kentte acil restore
edilmesi gereken birçok tarihi yapı bulunmaktadır.
Bunların başlıcaları: Seyit Hoca Tekke’si
Kabak Tekkesi, Çukur Hamam, Gülgün
Hatun Hamam’ı, Dilşikar Hatun Hamam’ı,
Hüsrev Ağa Hamam’ı, Hüsrev Ağa Hazire’si
içerisinde bir türbe, Revak Sultan Türbe’si,
Vakvak Tekke’si ve Ahmet Dede Türbesi’dir.
Bir metrük yapılardan Kabak Tekkesi (Fotoğraf
3) 1940’lı yıllarda satışı yapılmış şahıs mülkiyetinde
bulunmaktadır. Bu durum restorasyonda
ayrı bir zorluk oluşturmaktadır. Görüldüğü
gibi Manisa’da yok olma tehlikesi ile
yüzyüze olan birçok metrük yapı bulunmasına
rağmen bu yapılardan hiçbiri yenilenme programına
bile alınmamış olması şehrin tarihi
turizm potansiyeli ve mevcut tarihi dokusunun
korunması bakımından, hiç olmazsa her
yıl bir tanesi aslına uygun restore edilecek yok
olmaktan kurtarılmalıdır.
6‐ MANİSA MÜZESİ:
Sultan III. Murat tarafından yaptırılan
Manisa Muradiye Külliyesi’nin medresesi 1935
yılında restore edilerek toplanan eserler buraya
taşınmıştır. Başlangıçta depo şeklinde olan
medrese, 1943 yılında Manisa Müzesi olarak
ziyarete açılmıştır. Manisa Arkeolojik Müzesi,
arkeoloji ve etnografya eserleri olmak üzere iki
bölüm halindedir. Arkeolojik eserler külliyenin
imarethanesinde, etnoğrafik eserler de medrese
kısmında teşhir edilmiştir.
Müzede Tunç Çağı ile Bizans Dönemi
arasındaki eserler kronolojik bir şekilde teşhir
edilmiştir. Bunların yanı sıra Kyble Athena,
Aphrodite, genç kız, genç atlet heykelleri,
Meryem‐İsa Cebrail ve Mikail’in mermer rölyefleri
bulunmaktadır. Ayrıca Prehistorik,
Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans
dönemlerine tarihlenen altın mücevherler,
bronz figürler, fildişi saç tokaları gibi küçük
buluntular, insan fosil ayak izleri, ölü gömme
kültürüne ilişkin örnekler, seramikler, mermer
idoller Klozomenai’den getirilen pişmiş topraktan
lahitler, Sardes’te 1957 yılında başlayan
ve günümüzde de devam eden kazılarda ortaya
çıkarılan çeşitli buluntular, sinagog mozaikleri,
kitabeler ve mil taşları gibi birçok arkeolojik
eser Sart Salonunda sergilenmektedir.
Beylikler dönemi ve Osmanlı dönemi
eserlerinin sergilendiği medrese binasında yer
alan müzenin etnografya bölümünde ise, yöre
hakkının gelenek, görenek ve yaşam tarzına
yönelik çeşitli eşyalardan oluşan giysiler, silahlar,
saray ve tekke eşyaları, çini sanatımızdan
çeşitli örnekler ve oyma ve fildişi kakmalarla
43
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık – 2014
süslü hakiki hündekari tekniği ile yapılmış Ulu
Camii minber kapısı gibi birçok eser bulur.
7‐ MANİSA KENTİNİN TURİZM
AKTİVİTELERİ ve TARİHİ TURİZM:
Manisa kentinde turizm “tarihi turizm”
ağırlıklıdır. Şehir turuzimi açısınsndan
pek gelişmiş değildir. Kent merkezine bağlı
olarak şehir merkezi dışında yapılabilecek
turizm aktiviteleri dağ turizmidir. Kent merkezinin
hemen güneyinde yer alan Sipil Dağı,
Jeomorfolojik özellikleriyle dağcılık ve
trakking için uygun bir alan oluşmuştur.1996
yılında milli park ilan edilmesiyle önemli ölçüde
korunabilmiştir. Kanyon vadiler dolin
gölleri, lapyalar ve Mağaraların bulunduğu,
flora ve hayvan varlığı açısından zengin olan
Sipil Dağı’nın arkeolojik ve mitolojik özellikleri
bulunmaktadır.
“Tarihi turizm” açısından zengin olan
Manisa Kenti; alışveriş, eğlence merkezleri
bakımından gelişmiş olmadığı için ‘’Şehir Turizm’’
açısından pek fala geliştiği söylenemez.
Manisa’sa 2013 yılında 473. kez kutlanan geleneksel
Manisa Mesir Şenlikleri de yaşatılan
geleneklerden olması, özellikle mesir saçma
töreninin ilginç bir görüntü oluşturması bakımından
yerli ve yabancı turistler tarafından
yoğun ilgi görmektedir.
Manisa kenti kendi tarihi değerini
yansıtan Cumhuriyet dönemi anıtlarıyla süslenmiştir.
Bunlardan biri kentin Sultan Meydanında
Yavuz Selim’in eşi Kanuni Sultan
Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ın hastaları
için hazırlandığı ilaçla (Mesir Macunu) iyileştiren
(Musa Merkez Muslihiddin) Merkez Efendinin
oturan heykelidir, dönerek adeta kenti
seyretmektedir. Kuvay‐i Milliye Anıtı; Kentin
İzmir çıkışında yunan ordusunun kenti terk
ettigi yol üzerinde Prof. Dr.Tankut Üktem’in
yaptığı 65 m. Yüksekliği ile Türkiye’nin birinci,
dünyanın üçüncü yüksek anıtı olarak bir efe ve
modern bir genç kızı göstermektedir.
Beş Şehzade Heykeli; kentin batısında,
eğitimini kentte tamamlayan ve padişahlığa
yükselen beş şehzadeyi göstermektedir.
Manisa Tarzanı Heykeli; Kerküklü
Türklerinden Ahmet Bedevi, Kurtuluş savaşına
katılmış Manisa için mücadele veren ve
doğa aşığı bir insan olarak bilinir. Manisa Yunanlılar
tarafından enkaz kaldırma çalışmalarında
katılmış, kentin ağaçlandırılmasına büyük
katkı büyük katkı sağlamıştır. Heykeli
Fatih Parkındadır.
Kybela Kaya Kabartması; Manisa dağının
kuzey eteğinde kente 6 km. uzaklıkta,
Akpınar mevkiindedir. Bereket tanrıçası
Keybele’ye ait M.Ö. 13.yüzyıla tarihlenen kaya
kabarmasıdır.
Niobe (Ağlayan Kaya ); şehrin güneyinde
yükselen Sipil Dağının eteginde Çaybaşı
mevkiinde bulunur. Mitolojik bir öyküye sahip
Niobe. Lydia kralı Tantolos’un kızı, Thebai
kralı Amphion’un ise karısıdır. Mitolojiye göre
Çocukları katledilen kadın üzüntüsünden taşa
dönüşmüş, göz çukuru şeklindeki girintilerden
yakın zaman kadar sızan su damlaları,
Niobe’nin gözyaşları olarak yorumlanır. Kadın
başı şeklinde görünen bu kaya Manisa’da çok
ziyaret edilen yerlerden biridir.
Ayn‐ı Ali Kahvesi;Ayni Ali Kahvesi,
bütün Türkiye’de nargile tiryakilerinin tanıdığı
mekândır. Ayni Ali Camii bitişiğinde 140 yıllık
bir geçmişe sahiptir. Kış geceleri İzmir
DevletTürk Tasavvuf Müziği Korosu’nun tasavvuf
müziği konseri verdiği kahve, ithal etil
ettiği elma, çilek, vanilya, çikolata aromalı
tütünlerin kullanıldığı nargilelerle meşhur
Sipil Dağı’nın otlarıyla yapılan, şeker yerine
balın kullanıldığı Sultan Çayı da buraya özgü.
Bu mekânın, kentin turizminde asıl ilgi çeken
başka bir yönü de tarihi yapının otantik olarak
dekor edilerek hizmete açılmış olmasıdır.
Meydanda Ayn‐ı Ali Türbesi var.
Manisa kentinde asıl turizm çeşidi ‘’tarihi
turizm’’ dir. Tarihi kaynakların turizm
amaçlı kullanımdan kaynaklanan turistik faaliyete
tarihi turizm denir. Tarihi kaynaklar bir
kentte, yalnız başına bir çekicilik alanı olarak
ortaya çıkabilir. Tarihi dokusu korunarak
gelen şehir ve kasabalar daha cazip turistlik
çekim alanlarıdır. Ancaktarihi dokunun bu
şekilde bozulmadığı yerler, uzun yıllar koru44
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
ma bilincinin bulunduğu ülkelerde gözlenebilir.
Manisa’nın geleneksel mimarisinin ve kenti
oluşturan ev, yol, meydan, mabet, ağaç ve
buna benzer tarihi dokusuna toplu halde rastlamak
mümkün değildir. Fakat bugünde tarihi
yapıların yoğun olarak bulunduğu Adakale,
İshakçelebi, Saruhan, Utku, Mimar Sinan,
İbrahimçelebi, Tunca ve Dere mahalleleri anıtsal
yapılarla tarihi görünümün kısmen hissedildiği
mahalledir. Bu mahalleler Manisa’nın
“tarihi şehir” kimliğini kazanmasında önemli
mekânlardır. Manisa’da “tarihi turistlik çekicilik”
en önemli çekicilik unsurudur. Bazı tarihi
yapılar, yoğun şehirleşmeye maruz kalmış,
tarihi dokunun tamamen bozulmuş olduğu
alanlarda, izole kalmış yerlerdir. Bu yerlerde
eski yapılar ne kadar yoğun ise, o alanın tarihsel
görünümü de o kadar güçlü ve coğrafi mekân
çekiciliği de o kadar yüksektir. Manisa’da
külliye şeklinde inşa edilen dini ve sosyal yapılar
yanında ticari yapılar, tarihi çekiciliği oluşturan
önemli anıtsal yapılardır.
Kentte son 12 yılda gelen yerli ve yabancı
yıllık toplam ziyaretçi sayısı 148.886’dan
345.492’ye kadar yükselmişti (Tablo 1). Bu
sayının ortalama 2/3’ü yerli, 1/3 ise yabancı
turistlerden oluşur. Kentti ziyaret eden turistlerin
büyük bir kısmı “tarihi turizm” amaçlı
gelmektedirler. Turizmde ziyaretçi sayısının
arttırılması, koruma ve kullanım ilkelerine
içtenlik kazandırmakla mümkündür. Manisa
kenti tarihteki siyasi fonksiyonundan kaynaklanan
“Şehzadeler şehri” olma özelliğini de
kullanılarak tarihi turizme açılması gereken,
en önemli Anadolu kentlerinden biridir. Manisa
Ege Bölgesine yapılan kültür turizm turlarına,
“tarihi turizm” adı altında dâhil edilmelidir.
Manisa merkezde iki önemli turistlik otel
bulunmaktadır. Bu oteller 240 yatak kapasiteli
Anemon Inn Otel ve 168 yatak kapasiteli Büyük
Saruhan Otel’dir.
Tablo 1: Manisa ili 2000 – 2012 yılları arasında yerli yabancı ve toplam turist sayısı.
Yıllar Gelen Turist Sayısı (Yerli+Yabancı)
2000 148.886
2001 158.838
2002 149.633
2003 118.293
2004 207.656
2005 190.917
2006 215.168
2007 247.083
2008 234.085
2009 260.171
2010 291.683
2011 311.324
2012 345.492
Kaynak: İl Kültür Turizm Müdürlüğü.
45
YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık – 2014
8‐ SONUÇ ve ÖNERİLER
Manisa kenti Saruhanoğulları’nın başkenti
olması ve Osmanlılar döneminde de
şehzadelerin yetişdiği yer(şehzadeler şehri)
olması sebebiyle, Türk‐İslam eserler bakımından
Ege Bölgesi’nin en zengin kentidir. Manisa
kenti birçok beşeri ve doğal afet geçirmiş olmasına
ve yanlış kentleşme politikalarına
rağmen, günümüze ulaşabilen tarihi yapı sayısı,
Manisa’ya “tarihi şehir” ismi verebilecek
kadar yaygındır. Bu bakımdan Manisa’nıntanıtımında
“Tarihi Turizm” idaresi
vurgulanmalıdır. Manisa’nın Türk–İslam eserleri
açısından varlığı, şehir planı üzerinde,
görsel açıdan coğrafyanın dağılımı ilkesi kullanılarak
ortaya konulmuştur.
Tarihi kaynaklar bir kentte, yalnız başına
bir çekicilik alanı olarak ortaya çıkabilir.
Tarihi dokusu korunarak gelen tarihi şehir ve
kasabalar daha cazip turistlik çekim alanlarıdır.
Ancak tarihi dokunun bu şekilde bozulmadığı
yerler, uzun yıllar koruma bilincinin
bulunduğu ülkelerde gözlenebilir. Manisa’nın
geleneksel mimarisinin ve kent oluşturan ev,
yol, meyden, mabet, ağaç ve buna benzer tarihi
dokusuna toplu halde rastlamak mümkün
değildir. Fakat bugünde tarihi yapıların yoğun
olarak bulunduğu Adakele, İshakçelebi, Saruhan,
Utku, Mimar Sinan, İbrahimçelebi, Tunca
ve Dere mahalleleri anıtsal yapılarla tarihi
görünümün kısmen hissedildiği mahallelerdir.
Bu mahalleler Manisa’nın “tarihi turistlik”
kimliğini kazanmasında önemli mekânlardır.
Manisa’da ‘’tarihi turistlik çekicilik’’ en önemli
çekicilik unsurudur. Bazı tarihi yapılar, yoğun
şehirleşmeye maruz kalmış, tarihi dokunun
tamamen bozulmuş olduğunu alanlarda, izole
kalmış yerlerdir. Bu yerlerde eski yapılar ne
kadar yoğun ise, o alanın tarihsel görünümü
de okadar güçlü ve coğrafi mekân çekiciliği de
o kadar yüksektir. Manisa’da külliye şeklinde
inşa edilen dini ve sosyal yapıların yanında
ticari yapılar, tarihi çekiciliği oluşturan önemli
anıtsal yapılardır.
Tarihi turizmaçısından mevcut tarihi
yapıları korumak ve fonksiyonuna uygun olarak
kullanmak, sürdürülebilir tarihi turizmin
en önemli unsurlarıdır. Koruma denince kuşkusuz,
müzeye koyar gibi koruma anlaşılmaz.
Koruma dokunmama veya dokundurmama
demek değildir. Zira böyle bir koruma anlayışının
neticesi, pek çok örneğini gördüğümüz
yapılarda olduğu gibi, bir terk edilmişlik ve
yıkımdır. Manisa’da bütün bir koruma tavrı
geliştiremediği için tarihi mekânın strüktürü
muhafaza edilmemiştir. Ancak tek tek tarihi
eserlerin veya sivil mimarinin korunması kısmen
gerçekleştirilebilmiştir. Bu da kuşkusuz
saygı duyulacak bir davranıştır. Fakat Manisa’da
yok tehlikesiyle yüz yüze olan birçok
metrük yapı bulunmasına rağmen bu yapılardan
hiçbiri yenileme programına bile alınmamış
olmazsa her yıl birkaç tanesi aslına uygun
restore edilerek yok olmaktan kurtarılmalıdır.
Manisa’da mevcut tarihi yapılara bakarak,
olması gereken tarihi doku büyük ölçüde
kaybolmuştur. Mevcut eserlerin oluşturulduğu
tarihi görünümün muhafazası açısından
sit alanı ilan edilerek mahallelerde, hiç olmazsa
bundan sonra tam bir koruma sağlanmalıdır.
Manisa Merkezinde bulunan orta öğretim
seviyesindeki okullarda“Kültürel Turizmi”
adı altında taşınmaz kültürel varlıklarımızın
tanıtımı ve koruma bilincinin geliştirilmesi için
oklularda seçmeli bir ders okutulabilir. Bugün
metrük durumda olan tarihi yapıların. Restorasyonları
yapılması durumunda şehrin tarihi
görünümüne önemli katkı sağlayacak birçok
tarihi yapı bulunmaktadır. Bu yapılar: Seyit
Hoca Tekkesi. Çukur Hamamı, KabakTekkesi,
AğaHamamı, Rum Mehmet Paşa Bedesteni,
Revak Sultan Türbesi, Vakvak Tekkesi ve Ahmet
Dede Türbesi bu yapıların başlıcalarıdır.
Tur programlarında Manisa Müzesini
ziyaretten sonra görülebilecek belli başlı tarihi
yapılar “Ulu Camii, Muradiye Camii ve Külliyesi,
Sinan Bey Medresesi, Mevlevihane, Ayni
Ali Camii, Sultan Camii ve Türbesi” dir. Manisa
kentinde bulunan tarihi yapılardır yarım
günlük bir zaman süresi içerisinde gezilebilir.
Tur programları İzmir’den günübirlik yapılabilir.
Ayrıca Manisa’da kültür turizmi açısından
önemli bir cazibe merkezi olan “Sardis”
ören yerine yapılan tur programlarına, Manisa
kent merkezinde bulunan tarihi yapılarda
dâhil edilebilir.
46 YIL: 5 CİLT : 2 SAYI: 13 / Temmuz ‐ Aralık ‐ 2014
Dış turizme yönelik ülkemizin tanıtılmasında,
tarihi turizm ibaresinin kullanılması
diğer turizm türlerine oranla daha etkili bir
tanıtım sağlayacaktır.İç turizm yönelik tarihi
turizm tanıtımı ise ülke insanının tarihi ve
kültürü açısından daha çok bilinçlenmesine
olanak sağlayacaktır. Ülkemizde yaz aylarında
kıyı turizmine bağlı olarak aşırı bir yoğunluk
yaşanmaktadır. Turizmin yılın tüm aylarına
yaymak için bahar ve kış aylarında tarihi turizm
teşvik edilebilir.
Kaynakça
B. DARKOT, M.TUNCEL, Ege Bölgesi Coğrafyası,
Edebiyat Fak. Basımevi İstanbul
1995,s.42
B. DARKOT “Manisa”Mad.İ. A, VII, s.289.
F. M. EMECE, XVI. Asrıda Manisa Kazası Türk
Tarih Kurumu basımevi, Ankara,
1989,s.15.
A. M. MANSEL, Ege ve Yunan Tarihi, Türk
Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,
1995,s.466.
O. AKAİT, Manisa Tarihi, 1983,s.104
Strabon, Coğrafya Kitap XII. Bölüm VI,
A.PekmenTerc. İst. 1972, s.81
F.M. EMECE, XVI. Asırda Manisa Kazası, s.16
W. M. RAMSEY, Anadolu Beylikleri, Türk
Tarih Kurumu Yayını, 1988, s.84
F.M. EMECEN, “XVI. Asırda Manisa Kazası”,
s.27
H. ACUN, Manisa’da Türk devri yapılarını
Türk Tarih Kurumu Yayını,1999, s.12
S. GÜLSÜN, U.M. DOĞAN. “Tarihsel kent
gelişimi açısından Manisa”, Manisa’ya Bakış.
Sayı 2,2004, s.11.
Etiketler:
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
SULTAN MAHMUD’UN EĞİTİM FERMANI:
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
BİR DEVLET NE ZAMAN ÇÖKER?
Mehmet TURAN
RIZIK YİYEN, RIZIK VEREMEZ!
Özkan ÖZKAYA
Brexit’ten sonra sırada Fraxit mi var?
Gönül ŞAHİN MEZKİT
İstiklalimiz İçin....
Davut TÜRKKAN
BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Doç. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön