YENİ FİKİR HABER

Avrupa Birliğinde Değer Çözülmesi

30-06-2016

Avrupa Birliğinde Değer Çözülmesi

Büyük Britanya’nın Avrupa Birliğinden ayrılma (Brexit) referandumu, sonuçları itibariyle değerlendirildiğinde yalnızca Avrupa kıta coğrafyası özelinde değil, küresel ölçekte derin bir politik ve ekonomik devinime yol açmıştır. İngiliz kamuoyunca verilen ayrılma kararı, bir anlamda İngiltere’nin Avrupa Birliği ile olan gönülsüz birlikteliğinin sonunu da ifade etmiştir. Bu durum, İngiltere ve Avrupa Birliği için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. İngiltere, İskoçya ve Galler’den oluşan Büyük Britanya’nın da siyasi birliğinin parçalanması yönünde işaretlere yol açmıştır.
Ayrılma kararının ilk anda neden olduğu ekonomik türbülans ve finans piyasalarındaki sarsıntı, küresel ekonomik dengelerin kırılganlığını da göstermiştir. Ortaya çıkan bu türbülansın uzun süreli bir küresel krize dönüşme potansiyeli yadsınamaz. Cari küresel sistem açısından bu durum, güç paylaşımları, coğrafi parçalanmalar, kültür coğrafyaları üzerindeki hegemonya mücadeleleri ve enerji kaynaklarının pay edilmesi noktasında yeni bir küresel dengenin oluşumu anlamına geliyor.
Bu karar, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından da kritik bir dönemece tekabül etmektedir. Birliğin kurucu değerleri ve normatif alanı (Kopenhag Kriterleri) üzerinden siyasal bir konsolidasyon üretebilmesi, kuşkusuz güven veren tutarlı politik tutumlara bağlıdır. Birliğe üyelik konusunda ortaya konulan tutarsız politik duruşlar ve yanlı tutumlar, Avrupa Birliğinin kurucu değer alanını ve müktesebatını esaslı biçimde zedelemektedir. Bu açıdan söz konusu çatlak üzerine, Birliğin bir iç muhasebe yapmasının gerekliliği ortadadır.
Nitekim Birliğin bu ikircikli tutumunun en bariz örneği, Türkiye’nin üyeliği konusunda sürdürmüş olduğu öteleme politikasında ortaya çıkmıştır. Brexit referandumu sürecinde yürütülen trajikomik kampanyanın da Türkiye’nin üyeliği üzerinden gerçekleşmesi bunun göstergesidir. 3000 yılına kadar Türkiye’nin Birliğe giremeyeceği üzerine üretilen politik retorikler Amerika Birleşik Devletlerinin seçim kampanyasındaki yabancıları ötekileştirici dil ile benzeşmektedir. Böylece ne yazık ki, ırkçı ve ötekileştirici söylemler Avrupa coğrafyasında giderek daha fazla zemin bulmaktadır. Ayrıca bu söylem/dil, Birlik üyelerinin gizli ajandasına dair fikir verici niteliktedir. Avrupa Birliği, kriterleri karşılama noktasında birçok eksiği bulunan bazı ülkeleri üyeliğe kabul etmekle birlikte, yaklaşık 53 yıldır kapıda beklettiği Türkiye’yi normatif değerler üzerinden değil, etnik, dinsel ve politik seçkincilik üzerinden mahkûm etmektedir. Kimi zaman müzakere sürecini politik müdahilliğin aracına dönüştüren Birliğin genişleme politikaları, konsolide edici yumuşak gücün izalesine yol açmıştır.
Süreç içerisinde Birlik üyelerinin insani olmayan dışlayıcı göçmen politikaları, esasında bu referandumun sonucu ile de mutabık görünmektedir. Göçmenler konusundaki Avrupa doktrini ve Birlik üyelerinin pratiğine dönüşen içe kapanma ve soyutlanma tutumu bu şekilde tezahür etmiştir. Ancak Avrupa Birliğinin bu genel politik tutumu, bir değer çözülmesine yol açacak biçimde derin parçalanma sürecini tetikleyici bir etki ortaya çıkaracaktır. İnsan ve kültür unsuru açısından rafine bir Avrupa coğrafyasından söz edilemeyeceği için bu yarılma, ırkçı ve İslamofobik eylemlerin daha fazla zemin bulmasına yol açacaktır.
Türkiye bu süreçte, coğrafi yazgımızın bir neticesi olarak ağır bir yükün ve/ya sorumluluğun altındadır. Yüzleşmekte olduğumuz çok yönlü terör kuşatması altında Türkiye, önümüzdeki çeyrek yüzyılda oluşması muhtemel yeni küresel düzen ve denge açısından etkin bir politik güç olma mücadelesi vermektedir. Kuşku yok ki, bu mücadelenin temel dinamiğini millet olarak birlik ve dirlik içinde var olma bilinci oluşturmaktadır.
Masum insanları ve yurttaşlarımızı hedef alan diğer menfur terör eylemlerinde olduğu üzere 28 Haziran Salı günü tanık olduğumuz alçak terör saldırısı bu kuşatmanın süreceğini gösteriyor. Bu noktada millet olarak varoluşsal direncimizi muhafaza etme yükümlülüğü altındayız. Türk milleti olarak, bu coğrafyayı bize yurt/vatan kılan değerlere olan yüksek sadakatimizle bütün bu varoluşsal tehditleri bertaraf edeceğimize olan inancımız tamdır.
Kaynak:Prof. Dr. Muharrem Kılıç/muharremkilic@akdeniz.edu.tr/Türkiye Gazetesi/30.06.2016
Etiketler: Prof. Dr. Muharrem Kılıç
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
İdareci mütevâzi olursa millî ve yerlidir
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
İtaat; Âdil Olan İdareci İçindir
Mehmet M. TURAN
Türkçülük, ne kadar millî?
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Prof. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön