YENİ FİKİR HABER

Ağlayarak toplulukları arkasından sürükleyenler;iyi birer sanatçıdır!

01-08-2016

"Ağlayarak toplulukları arkasından sürükleyenler;iyi birer sanatçıdır!" isimli makaleyi  24.02.2006 tarihinde Gazete Flaş'ta yayımlamıştırk. O zaman bizi, bu ziyniyet (Darbeciler)  Aydın'a dar ettiler. Ailemi, çalıştığım kurumu ve gazeteyi ablukaya alarak psikolojik terör estirdiler. Ki, kısa bir süre sonra da (5 Temmuz 2006) Aydın'dan tayin yolula ayrılmak zorunda kalmıştık. Mücadelemiz bu zihniyetle sadece bir makale ile değil...

"Ağlayarak toplulukları arkasından sürükleyenler; iyi birer sanatçıdır!" isimli makaleyi  24.02.2006 tarihinde Gazete Flaş'ta yayımlamıştık. O zaman bizi, bu zihniyet (Darbeciler)  Aydın'a dar ettiler. Ailemi, çalıştığım kurumu ve gazeteyi ablukaya alarak psikolojik terör estirdiler. Yazarlığı bırakma noktasına gelmiştik. Toplantılar düzenlediler. Halbuki bir kimsenin ismini vermemiştik. Sadece bir tespit yapmıştık. Ki, makalenin büyük bir bölümü iktibastı. Bu makaleyi yayımladıktan kısa bir süre sonra da (5 Temmuz 2006) Aydın'dan tayin yoluyla ayrılmak zorunda kalmıştık. Mücadelemiz bu zihniyetle sadece bir makale ile değil, 2003'ten bu yana devam etti. Meseleyi uzatmayacağım. Ancak birkaç makale tarihi vereceğim. İşte onlar:  Gazete  Flaş: 02.03.2004; 28.07.2004; 29.07.2004, 05.11.2004, 12.01.2005, vs. vs... 2005 yılında neşrettiğimiz Muhafazakâr Değişim isimli kitabımızda bunlar ayrıntılarıyla mevcuttur. Biz mücadelemizi gizlenerek değil; Tapu da Müdür Yardımcısı sıfatıyla hâlâ sürdürüyoruz. Bu mücadele sadece Vatanımız için... Milletimiz için… Dinimiz için Velhâsılı istikbalimiz için. 16 Temmuz gecesi saat 00.43 ‘de sonumuz ne oluru hiç düşünmeden meydana çıkmamız, bu ifade ettiklerimiz için… Aradan 15 dakika geçmeden 13 yaşındaki kızım elinde Türk bayrağı ile tarihe şahitlik için meydana koştu. Ve tabi ki eşim de aynı duygularla darbecilere  karşı milletimizle omuz omuza verdi.. Her gün sosyal medya ve meydanlarda kalarak sürdürüyor. Biz, hâlâ 10 yıl evvelki savruluşumuzla 200 km uzakta ekmek mücadelesine devam… Ve, tabiî ki yazılarımızla tarihe not düşerek… Yine, her şey toz duman iken Yeni Fikir Stratejik Araştırmaları Merkezi (Yeni Fikir SAM) Başkanı sıfatıyla 01:02’dewhatsapp’tan darbe karşıtı bildiri yayımladık.. Gece saat 03.00 gibi dewww.yenifikirhaber.com sitesinden de resmi açıklamamızı yaptık… Bunu niçin yazdık: Karşı duruşlarımız menfaat gözetmeden yapmalıyızı ifade için..  İşte 10 yıl evvel ki makalemiz.. Diğerleri için Muhafazakar Değişim isimli kitabımıza (Yayım tarihi: 2005), ve Gazete Flaş'ın arşivine bakılabilir. Bunu şunun için yazdık. "Ben  demedim mi" malumatfüruşluğuna sarılmak değil; ders çıkarmak  ve ilgililerin dikkatlerine sunmak içindir.

 

***

Ağlama sanatını meslek edinerek;ikbal peşinde koşanların toplulukları nasıl arkasından sürüklediklerini görmemek, safdillik olur. Türkiye’de bunun çok meşhur örneğine/örneklerine yakınen şahit olmak mümkündür.Gözyaşı akıtmanın nasıl bir sanat olduğunu gözümüzün içine baka baka yıllarca kitleleri ardı sıra dizerek suiistimal ed(il)enleri gördükçe insanın için sızlamaktadır. Halkımız, ağlayarak ağlatanlara a o kadar kanmaktadırlar ki, gözü kara girdikleri işlerden insanların/ millletin/dinin zarar gördüğünü yıllarca müşahede ettik.Bu hususla alakalı bir yazıda, Nur şakirtlerinin önde gelenlerinden Mustafa Kaplan(Vakit,8.2.2006) meseleyi iyi analiz etmiş. Böylesi “sanatçıların” nasıl zararlara yol açtığını; dolayısıyla bu şekilde icrai faaliyette bulunan kişi veya kişilerin aldatmacalarının nelere mal olduğunu çok güzel izah etmiş.

Muhtâru’l-Ehâdîs isimli eserin 11.sayfasında geçen 80 numaralı hadîs-i şerîf, Adiyy bin Ukbe bin Âmir(ra) tarafından rivâyet edilmiş. “İzâ temme fücûru’l-abdi meleke ayneyhi,febekâ bihimâ metâşâe.”Yâni: Bir kul fısk u fücurda, günah işlemede son noktaya gelirse;o artık iki gözüne hâkim olur ve istediği zâman ağlar!

27 Ocak günü bu hadîsi naklederken “Rahmetli anam,’Oğlum,öz ağlamayınca göz ağlamaz' derdi. Halbuki, şu hadîste çok farklı bir şey haber veriliyor. Demek, kişi günahta artık sınır tanımadı mı, istediği za­man ağlayabilme melekesi kazanıyormuş. Sohbette, ekranda, kürsüde bu işi rahatça yapabilen isimler gözümün önünden geçti, taaccüb et­tim" demiştim.

Bir inceliği kaçırmışım veya hep beraber kaçırıyoruz. Kişinin özü ağ­ladı mı, yani ağlamak ciddî olarak kalbden geldi mi; insanın nutku da tutuluyor, konuşamıyor. Öyle değil mi? Hem ağlamak ve hem de konuş­mak beraber olunca, hemen teyakkuza geçmek lazımmış.

Meğer bu iş bir san'at işiymiş. Kişi o eğitimi alınca, istediği zaman ağlayabiliyormuş. Bu tiyatroculuğu anlayamayan seyirciler ise, adamın gerçekten ağladığını zannederek te'sîr altında kalıyorlarmış. Nitekim, İngiltere bunu geçen asrın basında iyi kullanmış.

Önceden 40 tane adam yetiştirmiş. Bunlar istedikleri zaman ağla­ma kabiliyyetine sahib olan usta aktörlermiş. Bu adamlarını bilhassa cihan harblerinde iyi kullanmış. Bunları sömürge ülkelerine gönderir; onlar da o ülkenin inancına göre yetiştirildiği için, ağlayarak vaaz vermeye başlarlar; dinleyenler de te'sîr altında kalarak severek cepheye koşarlarmış. Bravo İngiliz siyasetine! Birinci Cihan Harbi'nin kazanılmasında bu ağlayan ve ağlatan vaizlerin rolü küçümsenemezmiş.

Biz kendi dînimizi bilmediğimiz için, böyle hadiselere de Fransız ka­lıyoruz. Halbuki, yukarıya metnini aldığım hadîs-i şerîf ile Peygamber (sav) Efendimiz bizi îkaz ediyor. Hem ağlayıp hem de konuşanlara rastgeldiğimiz zaman uyanık olmamızı haber veriyor.

Geçmişte İslam ülkeleri buna çok dikkat ederlermiş. Vaizlerden kür­süde hem ağlayıp hem de konuşan olursa, hemen onu vazifeden alırlarmış. Şimdi artık ülkelerde dîn mes'elesi kalmadığı için, Müslüman dev­letlerin böyle dertleri olmuyor. Hatta bazıları bu tür adamlar yetiştirerek kendi iktıdarlarının devamı için kullanıyorlar bile. İslam olan ahali ise asırlardır cahil bırakıldığı için, zaten ayet ve hadîsleri bilmiyor. Dolayı­sıyla, herkes istediği gibi rahatça at oynatıyor.

Allah affetsin, bir zaman bir.ağlayan ve ağlatan hoca çok meşhur olmuştu; nedense ben hiç hoşlanamıyordum. Kürsüden ağlamalarına bakınca da," Acaba su-i zan mı ediyorum7' diye tereddüde düşüyor­dum. Rahmetli anamın o,"Öz ağlamayınca göz ağlamaz' sözü belimi büküyordu. Ne zaman ki bu hadîs-i şerîfi görmüştüm, birden rahatlamıştım.

Yahu, insanlardan uzakta kalınca bazan kendi kendime mırılda­nıyorum, hatıralar hücum ediyor ve gözyaşlarıma hakim olamıyorum;bu sefer de sesim titriyor ve mırıldanamıyorum bile. Sizler de tecrübe­lerle bunu bilmiyor musunuz? Eee, kürsüye çıkıp da hem ağlayıp hem ağlatanlar bu işi nasıl beceriyor? Onlar da bizim gibi etten-kemikten varlıklar değil mi?

İşin sırrı Rasülullah (sav) Efendimizin mübarek sözlerinde gizli. Ti­yatro eğitimi almış ta'lîmli insanlara dikkat etmek zorundayız. Beşinci kol faaliyyetleri için bu tür insanların kullanıldığını İngiltere örneğiyle açıklamaya çalıştım. Her sakallıyı dedemiz sanmamamız gerektiği gibi, her ağlayana da aldanmamamız gerektiğini öğreniyoruz.

Sözümü, refîkimiz bir gazeteden alacağım şu sözlerle bitirmek istiyorum:

‘ Peygameberlere vâris, hakka destek olan alimlerin yaznı sıra yine bazı rivayetlerde, ahirzamanda inkar ve nifak akımlarına destek verecek, hatta Türkler arasından çıkacak 40 bin taylesanlıdan, yani malumat sahiplerinden de söz edilir.Hz.Ali’nin, ahirzamannın en şerlileri dediği bu bir kısım malumat yüklüler ne yaparsa yapsın, Allah, gerçek alimleri istihdam ederek İslam’ı korumaya devam edecektir.(Ali Ünal, Zaman, 30 Ocak 2006)”

Her ağlayana kanmamanız;feraset sahibi olmanız dilek ve temennisiyle..24.02.2006/Gazete Flaş

Etiketler:
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
İdareci mütevâzi olursa millî ve yerlidir
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
İslam Adâletinin Kalpleri Fethi
Mehmet TURAN
Türkçülük, Millî ve Milliyetçi olursa yerlidir
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Doç. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön