YENİ FİKİR HABER

VEHHABİLİK

05-09-2016

Vehhabilik, İslâm inancını temel aldığını iddia eden;bâtıla yakın dalalette bir mezheptir. İslâm’ın müsamaha etmeyeceği bir radikallikteki bu mezheb, zamanımızda da maalesef  faal olarak mevcudiyetini devam ettirmektedir. Terör hadiselerinin de baş aktörlerinden biri olarak devamlı gündeme gelmektedir. Kullanılmaya müsait bir itikâdî telâkki olduğundan ötürü, uygulamalarıyla İslâm Dini’nin özüne halel getirdiği gün gibi açıktır. Ehl-i sünnet akidesinin de temelden red ettiği, İslâm’ın ruhuna aykırı fiil ve hareketleriyle temayüz eden bu şöven anlayışını tetkik ve tahlil edelecektir.

 

                     VEHHABİLİK

Mesut TUNA*

m.m.tuna20@gmail.com

 

Öz: 

Vehhabilik, İslâm inancını temel aldığını iddia eden;bâtıla yakın dalalette bir mezheptir. İslâm’ın müsamaha etmeyeceği bir radikallikteki bu mezheb, zamanımızda da maalesef  faal olarak mevcudiyetini devam ettirmektedir. Terör hadiselerinin de baş aktörlerinden biri olarak devamlı gündeme gelmektedir. Kullanılmaya müsait bir itikâdî telâkki olduğundan ötürü, uygulamalarıyla İslâm Dini’nin özüne halel getirdiği gün gibi açıktır. Ehl-i sünnet akidesinin de temelden red ettiği, İslâm’ın ruhuna aykırı fiil ve hareketleriyle temayüz eden bu şöven anlayışını tetkik ve tahlil edelecektir.

 

Anahtar kelimeler: Vehahabilik, Ehl-i Sünnet, akide, ibn-i Teymiyye, Muhammed bin Abdülvehhab

 

___________________________  

*Yazar

 

1.VEHHABİLİĞİN DOĞUŞU VE FİKRİ YAPISI

 

 Vehhabilik, İslâm inancını temel aldığını iddia eden;bâtıla yakın dalalette bir mezheptir. İslâm’ın müsamaha etmeyeceği bir radikallikteki bu mezheb, zamanımızda da maalesef  faal olarak mevcudiyetini devam ettirmektedir. Terör hadiselerinin de baş aktörlerinden biri olarak devamlı gündeme gelmektedir. Kullanılmaya müsait bir itikâdî telâkki olduğundan ötürü, uygulamalarıyla İslâm Dini’nin özüne halel getirdiği gün gibi açıktır. Ehl-i sünnet akidesinin de temelden red ettiği, İslâm’ın ruhuna aykırı fiil ve hareketleriyle temayüz eden bu şöven anlayışını tetkik ve tahlil edelim ki, hakiki İslâm’ın ne olduğu ayan beyan ortaya çıksın.

   Vehhabilik, eş-Şeyhu’n-Necdî lakabıyla bilinen Muhammed bin Abdülvehhab’ın (d.1703 Uveyne-ö.1787 Deriye, Riyad) fikirleri etrafında oluşan, dinî ve siyasi bir harekettir. Bu akıma Vehhabilik adını muhalifleri tarafında verilmiştir. Bu fikri hareket içindekiler kendilerini Muvahhidun ( tevhidciler) olarak tanıtırlar. Böyle denmesini isterler. Kendi fikirlerini İslam’ın özüne mutabık olduğunu ispat için, Ehl-i sünnet mezheblerinden olan Hanbeli mezhebini aslından saptırarak yorumlayan İbn Teymiyye içtihadına mütenasip bir şekilde uyduladıklarını ifade ederler. Vehhabilik,ilk zamanlarda inanç hareketi olarak başladığı yolda, kısa bir süre sonra çeşitli amillerle siyasileşti. Arap yarımadasında etkinlik kurarak, zamanımızdaki Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi durumuna geldi.

   Vehhabiliğin siyasi bir nitelik kazanması, bu akımın kurucusu Muhammed bin Abdülvehhab’ın Deriye Emiri olan Muhammed bin Suud ile tanışması ile (1744) inanç niteliğinden siyasi harekete dönüşmesine sebep olmuştur. İbn Abdülvehhab, Deriye Emiri olan Muhammed bin Suud’un nüfuz ve gücü ile fikirlerini yaymaya başladı. Karşılıklı bir menfaat ilişkisi  içinde Abdülvehhab fikirlerini yayıyor,Deriye Emiri Suud da  siyasî hakimiyetini bütün yarımadaya tesirli kılmak istiyordu. Bu vesile ile siyasi bir güç kazanarak inanç destekli tahakkümünü Arabistan’a yayıyordu. Yayılmanın hızlı olmasının başlıca âmili ise, Abdülvehhabı’ın sapıklık derecesindeki fikirleriydi. Çünkü,Abdülvehhab, insanların şirk içinde olduğunu,bu insanların can ve mallarının kendisine inananlara helâl olduğunu söyleyerek, Suud’un taraftar toplamasına yardımcı oluyordu. Böyle fikri bir hareketin getirisi elbette  çok olacaktı. Zira,Emir Suud genişledikçe ganimetler çoğalıyor; ganimetler arttıkça da yandaş bulmakta da hiç güçlük çekmiyordu. Bedevilerin bedavadan mal mülk sahibi olma hırsı bu süreci iyice hızlandırıyordu. Nihayetinde Abdülvehhab’ın ölümüyle Muhammed bin Suud dönemimde başlayan toprak kazanma faaliyetleri, oğlu Abdülaziz zamanında devam etmiştir. Günümüzdeki son hali ile Suudi Arabistan Krallığı ile varlığını sürdürmektedir.   

   Vehhabiliğin din anlayışı, Muhammed bin Abdülvehhab’ın üzerinde ehemmiyetle durduğu tevhid ( Allah’ın birlenmesi) konusundaki yorumları etrafında toplanır.İbn Abdulvehhab’a göre  kullukta Allah’ı bir  tanımaktır. Allah kalble, dille ve davranışlarla bir olduğu ifade edilmelidir.Bunlardan birinin eksik olması durumunda kişi Müslüman olamaz. Tevhid, üçe ayrılır. Birincisi, Allah’ı isim ve sıfatlarında bir kabul etmek;ikincisi Allah’ı rablıkta birlemek; diğeri de Allah’ı ilahlığında birlemektir. Allah’ı bu üç şekilde birlemek ancak amellerle mümkündür. Bu fikre göre Kur’an ve Sünnet dışında emir ve yasak tanımamak,Hz. Muhammed(s.a.v.)’in  zamanında bulunmayan şeyleri ve tevessülü terk ederek Allah’ı birlemek icap etmektedir. Bu tevhide ameli tevhid denir.Herhangi bir hüküm koyucu tanımak, Allah’tan başkasından yardım dilemek, Peygamber için bile olsa Allah dışındaki bir varlık için kurban kesmek, adakta bulunmak kişiyi küfre düşürür, can ve mal dokunulmazlığını ortadan kaldırır.    

 

  Vehhabiliğin yozlaşma ve batıla yaklaşma cihetiyle tevhid anlayışına önemli fakat tehlikeli  neticeler getirmiştir. Bunların başında,Allah Rasûlü’nden şefaat talebinde bulunulamayacağı gelmektedir. Vehhabiliğe göre bu hak Allah’a mahsustur. Bundan dolayı Peygamberimiz’den  doğrudan şefaat talep etmek,Allah’a şirk koşmaktır. Böyle olunca da Vehhabi hareketinin düz mantığına göre, müşrikler de Allah’ı kabul ettikleri halde melekleri, putları şefaatçi ittihazla-rından ötürü müşrik olmuşlardır.Yine bu mânâda şefaat itikadı gibi tevessül de şirktir. Malum; tevessül inancı tasavvufta,yani mutasavvıfların hayatlarında mühim bir yere sahiptir. Tevessül etmek,Allah dostu zatı vesile kılmak,bu cereyana göre Allah’a ortak koşmak olduğu için tasavvufa da düşman bir zihniyettir. Bu görüşe göre İslâm’da tasavvuf da yoktur. Ancak, İslâm’ ın özü olan tasavvuf, Vehhabilğin baş düşmanı olmuştur. Tasarrufun olamayacağını,ehli maneviyatın şefaat edemeyeceğini,ehli zikrin şirk üzere olduğunu söyleyen ve bunu fiilleriyle  hayata geçiren bu sapık ve sapkınlıkta ileriye gitmiş mezhebin Müslüman âlemine ne gibi bir faydası olabilir ki?Faydası olmadığı gibi,tedhiş hareketlerine alet olarak veya içinde bulunarak veya böyle bir hadiseyle alâkasının bulunmadığını inkâr yoluna gitmeyerek, bütün  Müslümanları töhmet altında bırakılmasına sebebiyet verdikleri aşikardır.

   Yine Vehhabiliğin önemli inançlarından birisi de bid’at meselesidir. Bid’atler karşısındaki sert tutumudur. Onlara göre Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet’te olmayan her şey bid’attir. Dolayısıyla bir bid’at çıkaran mel’undur ve çıkardığı şey de reddedilmelidir.(Türkiye’deki bazı sözüm ona Kur’an Müslümanlığını savunanlar,şefaati kabul etmeyenler,sonradan olan ve İslam’ın ruhuna aykırı olmayan her şeyi bid’at telâkkî ederek zımnen Vehhabiliği kabullen-meleri de şayanı dikkattir. Bu kimseler Vehhabiliği hasım olarak görürler, fakat fikri yapıları ise onlardan farkılı değildir. Hatta bu şefaat meselesini kabul etmeyen, “çok meşhur bir zatın” Türkiye’nin önemli mes’ul bir mevkide olması da calibi dikkatdir.)

  Vehhabiliğe göre, sonradan olan her şey bid’at olduğu için, mezarları, türbeleri ziyaret, şirk koşmakla eşdeğerdedir. Mezarlarda yapılan ibadet şirktir.Sevap ümidiyle Peygamberimizin kabrini ziyaret bile şirke sebep olabilir. Şirke sebep olmamaları için mezar ziyaretleri,türbe yapımı kat’i olarak yasaklanmalıdır. Ölülere niyaz,tevessül,Peygamberimizin aziz hâtırasını yüceltmek, hırka-i şerif, sakal-ı şerif ziyaretleri yapmak, Allah’tan başkasına ibadet etmek, şirk koşmaktır.Mevlit toplantıları düzenlemek bu cemiyetlerde mevlit okutmak, sünnet ya da nafile namazlar kılmak yasaklanmalıdır.İyi kişilere, velilere tazim etmek onlara dua etmek, onlardan yardım dilemek gibi şeyler tamamiyle şirke sebep olan bid’atlerdir.Bunun yanında riya için namaz kılmak, sofuluk etmek, iyi insan gibi görünmek çıkar sağlamak ta şirktir.Cami ve mescidlerin süslenmesi, minare yapılması terk edilmesi gereken bid’atlerdendir ( Şamil İslâm Ansiklopedisi, 2000, 213-214).

.

 

  2. VEHHABİLİĞİN OSMANLI  DEVLETİ’NDE OYNADIĞI ROL

 

   Asrımızda İslâm’ın,dolayısıyla Ehl-i Sünnet İtikadı’nın tahribatına sebep olan; elan olmaya devam eden,biraz ırkçılık kokan ve müstemleke kültürünün uzantısı bir mezhep olan Vehhabilik, maalesef tarihte de Osmanlı Devleti’ni arkadan vurulmasına zemin hazırlamıştır. Bundan öte içinde yer alarak, Batı’nın menfur emellerine hizmet etmiştir. Bu hususta arz edeceğim tarihî vesika II.Abdulhamid Han’a sunulmuştur. Bu zat,Nisan 1905 yılında bugünkü Lübnan sınırları içinde bulunan Sayda Hanedanı’ndan bir Osmanlı vatandaşı Abazazade Suphi Bey “Ortadoğu” üzerine oynanan oyunlarla alâkalı verdiği malumat şöyledir. ”Padişahım, Sayda, Sur, Merciun ve çevresindeki geniş coğrafya tamamıyla Müslüman Hanefi mezhebinden ve bütün manasıyla Osmanlılık hissiyle dolu değildir. Sayda kasabası dışında Merciyun ve Sur kazasının tamamı Şii’dir. Akka ise oradaki mutasarrıfın vurdumduymazlığı sebebiyle Bâbilik adlı yeni bir dini kabulle meşgulşdür.Fakat bu bir şey değildir.Bu coğrafyanın Mısır’a en önemli sahil şehirlerinin hepsinde,Mısır müftüsü, bir başka deyişye İslâm dünyasının ”Kara Belası” şeyh Muhammed Abduh’un görüş ve direktifleri doğrultusunda , kendisini Mısır hakimi olarak gösteren Lord Gramer’in (İngiliz sömürge valisi) gözetimi altında yeni bir “vehhabilik” ortaya çıkıyor ve yayılıyor.Bu mezhebin asıl maksadı Osamanlı hilafetini ortadan kaldırmaktır.Şimdilik görünüşte şu söylemi kullanmaktadır:

  “Hazreti Peygamber irtihal edip gitti. Şimdi Peygamber değildir. Taklit etmemimiz gereken bir şey kaldı o da Kur’an-ı Kerim’dir.Mezarları tasdik ve takdis etmeye;camiyi şeriflerde namazdan sonra salât ve selâm gibi şeylerde bulunmayı külliyen abes addediyoruz.”

   Bu mezhebin son emeli ise bütün İslâm ümmetini bu “halis dinde”(!) tevhid edecek, o coğrafyayayı kurtaracak bir zata ihtiyaç olduğunu ilân etmektir.Bu maksada ulaşmaya mani olan ne kadar engel varsa bunları ortadan  kaldırmayı- câniyâne hareketle(terörle bile) olsa- cihat kabul ediyorlar.Mezhebin bilinmeyen başka sırları, gizemleri varsa da bunu ancak bölgede kurdukları komitelerin reisleri bilirler.

  Bu mezhebin Beyrut şubesini, Beyrut eski Belediye Başkanı,şeyh Muhammed Abduh’un kayınbiraderi Hacı Muhiddin Hammade, Sayda şubesini ise Abduh’un öğrencilerinden Sayda Müftüsü Saadettin es-Sulh yönetimidir.Bu mezhebin esrarını bunlar biliyorlar.Sendeyani,Şeyh Salih Kharubi, Şeyh Lubbe,Şeyh Muhammed Ali, Haşitü gibi bölge alimleri de vardır.Ancak bunlara daha çok mezhebin İslâm’a aykırı olmayan yüzü gösteriliyor.

   Geçen Ramazan-ı Şerif’te, bu cemiyet, camilerde salavât- şerife okumayı yasakladı ve bunu müezzinlere de duyurdu. Ancak Sayda’da kaymakamı Mahir bey işin içi yüzünü öğrenip araştırmaya başlayınca, bu emri veren Sayda müftüsü es-Sulh telaşa kapıldı.Büyük maharetle bu işin altında kalmamak için geceleyin her camiyi dolaşarak bu yasağın kalktığını müezzinlerin hepsine teker teker duyurdu….

  Abduh ve avanesinin tuttuğu yol garip bir mezheptir.Görünüşte Sünni mezhepten olsa da aslında böyle  değildir.Arap ırkçılığı karşısında dini(İslâmı)yok kabul ediyorlar.Bunların maksatları;İskenderun’dan Aden’e ulaşan toprakları, mühim İslâm topraklarını Mısır’la birleştirmek,Arap milliyetçiliği konusunda uyandırmak, sonra da bu düşünce de olan (İngiliz sömürge valisi)Lord Gramer ve Şeyh Muhammed Abduh’un çizdikleri projeleri harfiyen uygulamalarını sağlamak…” (Uçar, 2003-2004, 38-39).

 

3.SONUÇ YERİNE

 

Kısaca hülasa etmeye çalıştığımız Vehhabiliğin temel fikriyatını ortaya koyduk. Ancak, keder verici olan hususun ise, birçok Müslümanın, aynı zamanda da münevver seviyedeki  Müslümanların açık veya gizli, bilerek veya bilmeyerek Vehhabi akımının sözcüleri gibi hareket etmeleridir. Bu gibi Müslümanlar, tecditçi davranır görünmek uğruna Ehl-i sünnet itikadından yüz çevirmelerine; katı bir mezhepçi görüş olan aynı zamanda da büyük bir Türk devleti olan Osmanlı Devletinin yıkılması safhasında da büyük rol oynayan bu cereyan, çok şükür ki, itikadı ve imanı tam, ehl-i sünnet inancının yegane müdafileri tarafından önüne sed çekilmek suretiyle ülkemizde neşvünema bulmasına mani olunmuştur.

  Terör bahanesiyle İslâm Dini’ne saldıran Batı, aslında bu ve bu mezhebin tilmizlerinin din-dışı fiillerine bakarak hüküm vermektedirler.Tarihten de anlaşılacağı üzere, Vehhabilik daima tedhişi tavsiye etmiş, bundan dolayı kullanılmaya teşne bir mezhep olarak varlığını sürdürmüştür. Dikkat edilmesi gereken hususun ise, Türk gençlerini böyle Ehl-i Sünnet akaidine muhalif mezheplerden uzak durmalarını temin etmektir. Bunlarla fikri planda mücadele edenlerin, eğitim ve öğretin yolu ile bu şekli İslâm’ın ruhuna aykırı mezheplerin tuzağına düşmemesi için gayret gösterenlerin önündeki maniler kaldırılmalı ve teşvik edilmelidir. Eğer bizim ülkemizde Vehhabilik , Şiilik gibi Türk milletinin itikadına ters  cereyanlar neşvünema bulmuyorsa , samimi olarak gayret gösteren teşkilâtların ( teşkilâtın) çok çok büyük payı vardır. Devletin, sorumlu mevkidekilerin bunlara yardımcı olması aslî vazifelerinden birini teşkil etmelidir.   

Ümid ederiz ki, sorumluluk sahiplerinin Ehl-i sünnetin önündeki manileri kaldırarak hakiki müdafilerin yol açarlar. Böylece hakiki İslâm’ın insanlarımıza öğretilmesine zemin hazırlayarak milletimize faydaları dokunur.

  Kaynakça:

 Şamil İslâm Ansiklopedisi, , Yeni Akit İstanbul, 2001c.,8, shf,213-214

Şamil İslam Ansiklopedisi, Vehhanilik Maddesi, Akit Gazetesi Kültür Yayınları, İstanbul, 2000.

UÇAR,Ahmet, Tarih ve Düşünce, Aralık-2003-Ocak-2004-İstanbul

 

Etiketler: Vehahabilik, Ehl-i Sünnet, akide, ibn-i Teymiyye, Muhammed bin Abdülvehhab
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
İdareci mütevâzi olursa millî ve yerlidir
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
İtaat; Âdil Olan İdareci İçindir
Mehmet M. TURAN
Türkçülük, ne kadar millî?
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Prof. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön