YENİ FİKİR HABER

Kravatsız Vekil:Osman Yüksel Serdengeçti

13-11-2016

Kravatsız Vekil:Osman Yüksel Serdengeçti 

  

Gerçek bir halk kahramanı ve halkın vekili Osman Yüksel Serdengeçti, hakiki anlamdayüksek bir ülkü için her türlü tehlikeyi göze alan, ülkü yolunda canını bile esirgemeyen millet fedaisiydi. Kültür Emperyalizmi  mefhumunu  literatürümüze kazandıran ve batıdan ithal bir kültürün Türk Milleti’nin irfanını, geleneğini, değerlerini nasıl alt üst ettiğini “Kültür Emperyalizmi” tanımlamasıyla çok net bir şekilde belleklerimize kazıyan bir mütefekkir, siyasetçi ve aksiyon adamıdır. Biz de bu yazımızda kıymetli fikir adamı Osman Yüksel Serdengeçti’nin  vefat yıldönümü vesilesiyle hayatından kesitler sunarak yeni nesle bir nebze olsun tanıtmaya gayret edeceğiz. Bu günlere nereden geldiğimizi ancak geçmişimizi bilerek idrak edebiliriz (D.:15 Mayıs 1917/ Ö.:10 Kasım 1983).

***

 

Tren bir ovanın ortasından geçiyordu. Pencereden yeni sürülmüş, yer yer ıslak toprağa baktı önce. Trenin simsiyah dumanı ovaya yayılıyordu. Sağında Necip Fazıl, karşısındaysa bir asker oturuyordu.

Önce askere sonra kelepçeli bileklerine baktı. “Bu kara toprağı sevmekten başka ne yaptım” diye geçirdi içinden. Sitem eder gibi değil, yalvarır gibi gibi değil… Gerçekten anlamaya çalışıyordu, ne yapmıştı? Ne yapılırdı ki, sevmekten başka?

Osman Yüksel kravatsız milletin vekiliydi. Kravatsız, yani 1940’ların Çukurova’sında, Toroslarında, Harran’ında, Menderes ırmağının kenarında, Yüksek Ovasında… Her köşesinde iki büklüm yaşayan Anadolu insanının vekiliydi.

 

Serden geçip yardan geçmeyen insanların yaşadığı bu kara toprak sevilmez de başka ne yapılırdı ki. Her biri Anadolu’nun başka bir ücra köşesinden gelip ülkesi için kafa patlatan, ideolojisi başka ama meşrebi aynı adamlardandı.

Ahmet Arif bir yanı çığ tutarken bir yanı seccade, Ankara sokaklarında üşüyordu. Necip Fazıl kendi çağının burjuvası olabilirdi ama Anadolu’yu karış karış gezerek gençlerle beraber olmayı seçti. 

Fethi Gemuhluoğlu mesai sonlarında kâh bir dernekte kâh bir konferansta gönlü haykırdı durdu. Herkesin kendi bildiği, inandığı kadarıyla elini taşın altına koyduğu bir dönemde Osman Yüksel, serden geçti.

 

Asıl adı Osman Zeki Yüksel olan Serdengeçti, 15 Mayıs 1917'de Antalya'nın Akseki ilçesinde dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde 1944 Mayısında yaşanan milliyetçilik olaylarına karıştığı için, yazar, şair ve düşünür Hüseyin Nihal Atsız ile birlikte bir süre hapis yattı.

Tarihe 3 Mayıs olayları olarak geçen 3 Mayıs 1944 günü yaşanan olaylar Osman Yüksel’in hayatını değiştirdi. Hüseyin Nihal Atsız çıkarmakta olduğu Orhun dergisinin 16. sayısında “Başkanvekili Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup” başlıklı yazısında Sabahattin Aliye hakaret ettiği gerekçesiyle mahkemeye getirildi.

 

Bir komünistle bir Türkçünün mahkeme önünde hesaplaşması olarak görülüyordu bu olay. Ankara üniversitesinde okuyan Türkçü gençler mahkeme önünde toplanmış ve yürüyüş yapmıştı. Dönemin siyasi atmosferi bu olayı bir çeşit Türkçü avına dönüştürdü. Osman Yüksel’in de aralarında bulunduğu birçok genç hapsi boyladı.

Osman Yüksel, hapisten çıktıktan sonra öğrenimi için yeniden fakülteye başvurdu ama kabul edilmedi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben yazdığı ve "Yüksek makamın alçak vekiline" diye başlayan yazısı nedeniyle yeniden hapse girdi.

 

1947'de "Serdengeçti" dergisini kurdu. Derginin ilk sayısında "Serdengeçtiler" imzasıyla yayımlanan başyazıda, "Serdengeçtiler kelimenin tam manasıyla milliyetçidirler. Milliyetçilik bizim için bir vasıta değil, bizatihi gayedir." ifadeleriyle manifestosunu ortaya koydu.

Osman Yüksel Serdengeçti fikir ve sanat hayatında yazıları ve şiirleri kadar konuşmalarıyla da tanınır. Radyo konuşmaları hem dönemin ruhunu, kavramların karşılığını hem de kendisinin mizacını ele verir.

 

Bir radyo konuşmasında şöyle diyordu:

“Muhterem Kardeşlerim, geçenki konuşmamızda altı oku, altı direk haline getirip, onunla apartmanlar kuran, milleti can evinden vuran,halkla zerre kadar ilgisi olmayan Halk Partisi icraatlarından bahsetmiş, emirleri ve müsadeleri olmadan, Yenişehirdeki akasya ağaçlarının bile çiçek açmadığı bir devirde, topraktan, petrolden, halktan, hukuktan bahsetmeyen milli şefin, sandelyeden düşüp, ayakları toprağa deyince nasıl bir toprak reformcusu, iktidar lambasının gazı, petrolü tükenince, nasıl bir petrolcü olduğunu size anlatmıştı.

Şimdi İsmet Paşa mahallesinden Süleymaniye mahallesine geçiyoruz. Burası benim eski mahallemdir. Bu mahalleyi ve sakinlerini iyi bilirim.

Sevgili kardeşlerim ben bugün bir partiliyim ama partizan değilim. Benim konuşmamda esen hava partizanlık havası değildir. Ben nerede, hangi şartlarda bulunursam bulunayım, fikirlerimden, davamdan zerre kadar fedakarlık yapmam.

 

İcabında ben, mahpusluğu mebusluğa tercih eden bir adamım. Tam 28 yıl şer kuvvetlerine karşı koydum; namussuzlarla amansızca mücadele ettim.92 defa mahkemeye verildim 8 defa hapsi boyladım.. Zincirlere vuruldum, kollarımda kelepçeler, şehirden şehire, hapishanelerden hapisanelere sürüldüm.

Azap hücrelerinde tabutluklara atıldım…Sonunda AP’den de atıldım, hep atıldım. Fakat Asla satılmadım.Aziz kardeşlerim . Türk halkı gibi AP’ye oy veren kardeşlerimiz gibi, bizler de bir Allah’a, bir kitaba inan, bir türlü giyen, bir türlü yiyen”Şükür Allah’a” diyen insanlarız.”

Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nden Antalya milletvekili olduğunda o kadar çok kendi partisini eleştirir ki Süleyman Demirel dayanamayıp "Osman varken muhalefet partisine ne gerek var"  diyecektir.

 

Keskin zekası ve iyi hatipliğinin yanı sıra nüktedanlığıyla bilinen Serdengeçti çıkardığı mahkemede kendisine "Evladım sen burada Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?" diye soran hakime, yutkunmadan "Allah Allah!" diye cevap verir.

Demirel’in Adalet Partisi’nden atıldıktan sonra Alparslan Türkeş’in Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılır. Ancak Türkçülük konusunda ırkçı bir tutum sergilemez.

 

Bugün ırk ve etnik kimliğe indirgenen millet kavramı Serdengeçti’de geniş bir çerçeveye sahiptir. Tanrı Türk’ü korusun diyenlerle alay eder ve evet Tanrı Türkü, Allah Müslümanı korusun der.

 

Hayatının son yıllarında Parkinson hastalığıyla mücadele etti.Ancak ironiyi elden bırakmadı. Bir defasında kendisine hastalığını soran bir gazeteciye “vallahi araba markası gibi bir şey . insanın benim de bir parkinsonum olsa diyesi geliyor.”diye cevap verir.

Usuldür bazı canlara öldü denmez yoruldu denir. Osman Yüksel Serdengeçti 1940’ların kıravatsızlarının vekili olarak 10 Kasım 1983 tarihinde yoruldu, istirahate çekildi.

Geriyeyse Allah demenin yasak olduğu yıllarda Allah demeye cesaret edilmiş radyo konuşmaları, kitapları ve 33 sayı Serdengeçti dergisi kaldı. Onlarca sene ömrünü verip ancak 33 sayı çıkarabilmesini hatırlatan bir dostuna "biz sayı ile değil tuş ile galibiz!" demişti. Biz de Serdengeçti'yi galipler listesine ekliyoruz.

 (Kaynakça:Haber10 Özel/Ergün Munduz / Furkan Düzenli

 

 

Etiketler:
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
İdareci mütevâzi olursa millî ve yerlidir
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
İslam Adâletinin Kalpleri Fethi
Mehmet TURAN
Türkçülük, Millî ve Milliyetçi olursa yerlidir
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Doç. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön