YENİ FİKİR HABER

Tam Bağımsızlık ve Başkanlık Sistemi

22-01-2017

Tam Bağımsızlık ve Başkanlık Sistemi

Şahsi kanaatim hep şu olmuştur: Türkiye, Dünya’nın en zor, bir o kadar da en güzel coğrafyası. Dolayısıyla burada kalıcı olmak istiyorsak, istiklalimizin iplerini kendi elimizde tutma amacımız var ise;  kuvvetli bir lider etrafında şekillenmiş yönetim sistemi olmazsa olmazımızdır. Bu, Türk tarihine bakıldığında daha net anlaşılacaktır.Üniversite yıllarımızda da hep bunun tartışmasını yaptık. Sonraki dönemlerde de fikir beyan ettik. Şurası bir hakikat ki milli ve yerli bir Türk Tipi Başkanlık, Tam Bağımsız bir Türkiye için, elzemdir. Açıkça kendi kanaatlerimi ifade etmekten çekinmeyeceğim: Milliyetçi - Muhafazakâr Cumhurbaşkanlığı sistemi Yahudi-Hıristiyan Uygarlığı’nın Vahşi Kapitalizmine set ekecek tek sistemdir. Unutulmasın ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da bu felsefeyi görürüz. Sonraki gelişmler ve tartışmalar ayrı... 
Bu anlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 18. Muhtarlar Toplantısı'nda yaptığı konuşmada 'başkanlık sistemi'ne temas etmesi konunun zaruretini şöyle  ortaya koymuştur:  “Türkiye, artık darbe dönemlerinin dışında, siyasetin imkanlarıyla, yeni anayasasını yapabilme iradesini ortaya koymalıdır. Darbe anayasaları ile yönetilen ülke utancından artık kurtulmalıyız. Daha 'Bismillah' demeden dayatılan ön şartlar, milletimizin arzu ettiği, beklediği Türkiye'nin yaşadığı değişimi kucaklayacak, önünü açacak bir anayasanın inşasını zorlaştırıyor. Referansımız mevcut anayasa ise niçin yeni anayasa peşinde koşuyoruz. Adı üstünde, yeni anayasa... Yeni bir anlayışla, yeni bir yaklaşımla oluşturulmalıdır.
Başkanlık sistemiyle yönetilen pek çok ülke hem demokrasi bakımından hem kalkınma bakımından, bölgesindeki ülkelerin fersah fersah önüne geçebiliyor. Demek ki burada asıl mesele, ülkenin hedefleriyle yönetim biçimi arasındaki ilişkiyi doğru kurabilmektir. İşte Türkiye'nin de kendi yönetim sistemini kendi ihtiyaçlarına göre belirlemeye ihtiyacı vardır.
Hitler örneğini vermiştim. Şahsıma hücüm etmeye başladılar. Almanya parlamenter sistemle yönetiliyordu ama Hitler ülkenin başına musallat oldu. Ben Türk tipi başkanlık dedim, başladılar saldırmaya. Bunlar kendi ülkelerinin markasını da istemiyorlar. Ülkemizdeki parlamenter sisteminin işleyinden memnun olan var mı? Devamlı darbe üstüne darbe getiriyor(http://www.aksam.com.tr/siyaset/cumhurbaskani-erdogandan-baskanlik-sistemi-aciklamasi/haber-478483 08.11.2016-16.15) Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri bu meselenin sonuçlandırılmasının önemini belirtmektedir. Bu açıklamalardan, fiili durumun resmiyet kazanma arzusu öne çıkmaktadır. Öyle görünüyor ki, Başkanlık sistemi başka bir evreye geçiyor.  Daha önce dillendirilen ve bizim de kabul ettiğimiz Türk Tipi Başkanlık : Cumhurbaşkanlığı Sistemi öne çıkıyor. Ancak görünen o ki, acil bir halin sözkonusu olmasından dolayı çok kısıtlı bir Anayasa değişikliğinden söz etmek mümkün görünmektedir.
Dünya’ya bakıldığında 42 ülke tam başkanlık, 21 ülke özerk başkanlık, 27 ülke yarı başkanlık, 57 ülke ise krallık, tek parti gibi monarşik sistemlerle yönetilirken, sadece 47 ülke parlamenter sistemle yönetiliyor. Teferruata girilmeden bakıldığında başkanlık ve monarşi ile yönetilen ülkelerin tamamına yakınının ekonomik ve siyasi anlamda daha müreffeh ve bağımsız olmaları dikkat çekiyor.
Buna rağmen başkanlık sistemini uygulayan ülkelerin gelişmişlik ve güveliğini görmezden gelinip, dindar Müslümanlara yönelik kinleri dolayısıyla, nesebi ve inancı Türkiye'nin asli unsuru olan millete yabancı bir takım “ideolojik” kafaların "diktatörlük" gibi sunulmasındaki asıl maksadın, Türkiye'nin gelişmesini engellemek, Türk Milleti’nin tam bağımsız  bir şekilde emperyalizmle mücadele etme manevrasını engellemekten başka  bir şey değildir. Çok açık ifade ediyorum (Editör yazısında özneleri şahsi kullanıyorum): Yahudi-Hristiyan Uygarlığı’nın Vahşi Kapitalist ideolojisine dik ve diri duracak olan biz Türkler’in yegane sistemi kuvvetli bir yönetim sistemidir. Bu da geçmişini koruyacak (Muhafazakâr) ve gelecek inşasında millî ve yerli duruşuyla gelişecek (Değişim) bir Medeniyet Tasavvuruyla mümkündür. Medeniyet Tasavvuru, Muhafazakâr Değişim’i hayata geçirmekle mümkündür. Yani  Mazi-Hal-İstikbal arasındaki dengeyi  tesis edip,  koruyup değiştirmekle mümkündür. Bunun önündeki en büyük mani de yönetim sistemindeki ithal fikir ve ideolojik uygulamalardır. İthal  her yönetim sistemi ipin daima dışarıda olduğunu gösterir. Bu anlamda Türk Milleti’nin kendi sistemini (beş bin yıllık) gözden geçirerek zamanın idrakine sunması zaruridir. Bu, şu anlamda gelmektedir: Genel geçer politik bir anlayışı değil; hakiki anlamda siyasi stratejik bir ufku Türk milletine sunmakla mümkündür. 
Dünya Müslümanlarının ve diğer mazlumlarının umudu olması yönünden, emperyalizmin sonunu getirecek, dünya halklarını sömürgelikten, kölelikten, zilletten kurtulmasını sağlayacak sistemin ihdası görünen o ki çok kadük kalacaktır. Şu an itibariyle getirilmek istenen yönetim sistemi, fiili halin resmileştirilmesinden başka bir şey değildir. Doğrusu çok geniş çaplı bir yönetim sistemi olmalıydı. Açıkça ifade edersek, Türk Tipi Başkanlık, 2023 ve 2071 vizyonu ihata etmeliydi. Ümit edilir ki,bu vizyon çerçevesinde ileride tekrar gözden geçirilir. Burada dikkat edilmesi gereken hususun “ANA ÇATI ve TEMEL”in esas olduğu daima hatırda tutulmalıdır. Bütün değişiklikler bu çerçevede yapılmalıdır.
 
Emperyalizme karşı mücadele, ancak yönetimi bağımsızlaştırmayla başlayabilir. Öteki adımlar ancak bu sayede atılabilir. Ülkelerin ve halkların gerçek bağımsızlığı da ancak yönetimleri hür olduğunda söz konusu olabilir. Ancak, Yahudi-Hıristiyan Uygarlığı’nın tatbik ettiği sistemin nihai amacı bu köleleştirme sisteminin ebediyyen var olması için buna karşı çıkıp öteki ülkelere de örnek olabilecek güçlü büyük milli devletlerin ortaya çıkmasını önlemek. Bunun için büyük devletler önce küçük milli devletlere bölünüyor. Sonra da şehir veya bölge devletlerine bölünerek küçük zayıf devletçikler halinde varlıklarını kölelik sistemine uygun olarak devam ettirecekleri kurtuluşu imkansız bir şekle getirecekler.İşte insanlık veya kurtuluş mücadelesi buna karşı yapılacak veya yapılan mücadeledir.
Bizim Türk Tipi Başkanlık’daki teklifimiz, ikili meclistir. Diğer hususlar teferruattır.
Şöyle ki;
 İki Meclis Olmalı:
a) TBMM: %10-15 Baraj sistemi (306-330 Milletvekili)
b) Müşavere/Danışma Meclisi: %1 baraj Sistemi. Bu mecliste Türkiye’de yaşayan her kesimin temsilcisi olacaktır (306-330 milletvekili).
TBMM’nin görevleri devam etmekle beraber, Müşavere/Danışma Meclisi de Yürütme’nin faaliyetlerini denetleyebilme, kanun çıkarma gibi (belirli bir çoğunluk olması şartıyla: 4/5 gibi) göstermelik değil tabanın sesi olma vasfı tesis edilmelidir. TBMM ve Müşavere/ Danışma Meclisi’nin görev ve yetkileri netleştirilir. Bu ikili yapı Sistemi tıkayıcı değil, tamamlayıcı ve kutuplaşmayı engelleyici; hatta en aza indirmeyi sağlayacak bir  yapıdır.
Bize göre bu ikili yapı Türk Tipi Başkanlık Yönetim sisteminin en mühim ayağıdır. Bu ikili sistem, gerçek anlamda  millet-devlet kaynaşmasını sağlayacaktır. Zira bütün kesimlerin temsilcisi bir şekilde Devlet’in en yetkili kişisini etkileme şansına/hakkına sahip olacaktır.
Bunların dışında teknik birçok husus var. Onlar, bu ana eksen etrafında şekillenecektir. Tartışılıp karara bağlanması  mümkündür.
Siz hangi sistemi getirirseniz getiriniz, milleti dışarıda bırakacak bir yönetim sistem anlayışı  millette karşılık bulmayacaktır. Millette karşılık bulmayan bir yönetim sistemiyle Yahudi-Hıristiyan Uygarlığı’nın Vahşi Zihniyeti’ne karşı mücadele edemezsiniz. Sadece mevcut Modernist-Batıcı Oligarşik yapının devamı sağlarsınız. Bu da Muktezi hal/konjonktürel bir stratejidir. Bunun da bir karşılığı olmayacaktır.
Bizim, Tam Bağımsız Türkiye için Türk Tipi Başkanlık Sistemi’nin varlığından başka bir yol olmadığı; ama bunu tesis ederken yönetimde adalet, liyakat ve iştişareyi (bu, dostlar alış-verişte görsünü değil; hutbe irad eden Halife’ye kılıcını gösteren Sahabinin (ra) dik duruşunun olduğu bir müşavere anlayışı) esas alan bir yönetim sistemi olmaz ise her şeyin havanda su dövmekten başka bir işe yaramayacağı da unutulmamalıdır.
 
Etiketler:
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
İdareci mütevâzi olursa millî ve yerlidir
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
Liderin hırsı, milleti için olmalı! -Yönetmeye talip milletvekili adaylarına-
Mehmet M. TURAN
Aydın STK Platformu, tarafını seçti!
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Prof. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön