YENİ FİKİR HABER

Batı'nın Türk Korkusu

23-07-2018

Batı'nın Türk Korkusu

   Batı’ya göre en  tehlikeli Türk; Müslüman-Türk’tür. Bunun mefhumu muhalifi de caridir: Yani Müslümanlığından uzaklaşmış Türk, Batı için en kıymetli Türk demektir.Zira, kendi kimliğinden taviz vermiş bir Türk;“olmazsa olmazı” en değerli varlığından feragat etmiş bir millet;Batı  indinde ne  mânâ ifade eder ki?(Kölelikten başka!) Bir milleti millet yapan;onun en mümeyyiz vasfı olan inancını  bırakarak; “Batı’nın pozitivist, kapitalist Makyavel ahlâkına hizmete âmade“ namzed olduğunu ispat edercesine, her şeyini teslim etmiş bir millet;Garb âleminin ekmeğine yağ sürmekten başka  ne işe  yarar ki?

  Bu sebeplerden dolayıdır ki, Batı var gücüyle Müslüman-Türk’ü nasıl “kendi“nden yapabilirizi  iki buçuk asırdır tartışmış;bununla alâkalı her türlü inançsızlaştırma faaliyetini yürütmüştür. El’an bu niyetini ve fikrini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bunda da mesafe katetmişlerdir.Çünkü, Batı’nın Müslüman-Türk milletinden alınacak kuyruk acısının intikam hisleri, katmerlenerek devam etmektedir.

    Tarih bize şunu ispatlamıştır ki, Batı’nın gözünde İslâmiyetle mücadele; ancak, Türklerle olur fikri; cariliğini korumuştur. Meselâ, Karlheinz Deschner şöyle der: “Haçlı seferleri İslâmiyet’e karşı değil, adları anılarak Türkler’e karşı açılmış bir  savaştır.“( Nak. Diker,2003:20) Bu ve bunun gibi sözler batılı en yetkili ağızlarından defalarca söylenmiştir.Ama gelin görün ki, bizdeki dozajı aşmış temayül ve garblıların hayat tarzlarını iktibas, kendimizi onlara beğendirme yarışı zamanımızda artarak devam etmektedir.Biz onlara karşı ne kadar iyi hisler beslersek besleyelim; onlara yaklaştığımızı ispat etmeye çalışırsak çalışalım; Batı medeniyeti diye arz edilen; ancak tarihi vahşiliklerle dolu Garb, bizi hep “kuyruk“ acısıyla  hatırlayacaktır. Şuur altlarında bize karşı kinlerini devam ettireceklerdir. Bundan dolayı  bize ait olmayan bir çok vasfı bizimmiş gibi bütün dünyaya kabul ettirmeye çalışacaklardır.

   Bun noktadan hareketle Batılı tarihçilerin Müslüman-Türklere bakışını şu şekilde arz edebiliriz:

  M.Kühbach“Türk korkusu tarihte halkı denetlemek ve disiplin altında tutmak isteyen yöneticilerin  propaganda aracı olarak kullanıla gelmiştir.“( Nak. Diker,2003:21) Katolik Hıristiyanlığının mimarlarından sayılan Roterdamlı Erasmus’a göre,“Tanrı, günahkâr Hıristiyanları cezalandırmak üzere Türkleri göndermiştir.Ama, manevî arınmayı gerçekleştirmeden Türk ırkı  yok edilemez. Yine, Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in “Türke Karşı Dua” ve “Türklere Karşı Savaşımız” risalelerinde yer alan ifadelerinde; Müslüman Türkleri “şeytanın ajanı” şeytanı da “Türklerin  başkomutanı”  ilân eder.

 Şurası hiç unutulmamalıdır:Haçlı zihniyeti, ortaçağ karanlığındaki o meş’um fikirlerini tahakkuk ettirme fırsatını kollamaktadır.Maddî imkânlarını kullanarak parçalama, bölme, inançsızlaştırma ya da Hıristiyanlaştırma siyasetlerini her dem yerine getirme gayretlerini aleniyete dökmüşlerdir. Bunun adı ister kültür emperyalizmi olsun;ister Globalizm olsun;bu isim altında iktisadî, idarî, sosyal, ahlâkî, sportif ve diğer müsabakalar vasıtasıyla modern müstemleke politikalarını icra etmektedirler.Sosyal, iktisadî  ve siyasî zaafiyet içerisinde bulunduğumuz anda  malum icraatlerine hız kazandırarak,kuymuzu kazmaktadırlar.( Bu noktada şu hususu da ifade edelim ki,fikrimiz vuzuha kavuşsun:Zikrettiğimiz meseleler acziyetimizden ziyade her an hâzır  ve nâzır olmak babındandır.Elbette, selahiyet sahiplerinin yıllardır devam eden Modernizm merkezli icraatlerini de unutmamız mümkün değildir.Suyu uyur; düşman uyumaz,  atasözümüzü her daim hatırımızda tutmalıyız.)

   Tabiatıyla temas ettiğimiz hususlar;global bir vakıa olan maddî sahadaki tekamülden tecrid edilmiş bir millet teşekkül etsin mânâsında yapılan bir teklif ve tenkit değil; bilakis ufkumuzu açıcı, istikbale matuf Yeni Türkiye Vizyonu’na katkı sağlamaktan ibarettir( Vahşi Kapitalizmin uygulayıcısı olmamak şartıyla).Yoksa,Müslüman-Türk Milleti’nin menfaatine olabilecek, içi doldurulmuş muasırlaşma sürecine(Modernizm değil) bîgane kalınması akıl kârı değildir. Bizim Sahih Geleneğimiz, tekâmüle imkân veren, teşvik eden; hatta bunun uğrunda mücadele ve mücahede eden umdeler ve tecrübeler yumağıdır.

   Muhalif fikirlerle (topyekün Batı değerleri) mücadele, onlara karşı verilecek mukavemetle mümkündür. Mukavemetin tesiri ve gücü,asıl kaynağın aynen devam etmesi sayesinde imkân dahilindedir.Asıl mehaz ise, maddî an’ane ile manevî geleneğin bileşkesindeki isabetin derecesidir. Aslına rücû zannedilip “Nass“ı yok farz ederek aklın emrine verilen telakkî, Batı’nın Aydınlanma macerasının neticesindeki Pozitivizmin amacına hizmetten başka bir işe değildir. Mukavemet,bir milletin fert fert müspet ilim ile techiz edilmiş aklî ve naklî tefekkürle tezahür eder. Değişime karşı durmak, akl-ı selim ile irtibatlı olunamayacağından dolayı,Muhafazakâr Değişim’i ana gaye edinmek muciptir.

Tekâmülün önündeki maniler de, işte bu şekil fikriyatın hakim  ve müessir olmasıdır. İtimatsızlığın ve her şeye öcü gibi bakılmasının neticesinde, gelişemeyen, içe dönük bir toplum meydana getirilmiş olunuyor. Halbuki, Muhafazakâr Değişim’in rehberliğinde, mahalliliğin verdiği şuurlu bir güçle; evvela kendi coğrafyasında, bilâhere global bir dünyanın menfiliklerine sahih düşüncenin güzellikleriyle karşılık verilmesi elzemdir.Her şeyimizle değişmek mecburiyetinde değiliz. İfrat ile tefridi çok ince çizgilerle tespit etmek durumundayız.Dış dünyaya açılım; tedrici, safha safha, ama evvela kendi korkularımızdan sıyrılarak kararlı duruşumuzla ve cesaretle, bütün dinamik dayanışmalara dahil olmalıyız. Üç maymun taklidiyle  muhalif olmanın ülkenin ve milletin menfaatine hiç bir faydası yoktur. Ahlakî olarak, tarihî ve kültür merkezli karşı çıkışlarda; emperyalizmle sloganlarla mücadele etmek yerine, bilfiil içinde yer alarak,Türk Milletini hak ettiği yere getirmek mecburiyetindeyiz. Bu,teslim olmak yada olmamak gibi bir anlayışla heraket edilecek bir Batılılaşma ya da Modernleşme çabası değildir. Dünyada varolma mücadelesi ve mücahedesidir. Modernizmin kölesi olmak yerine, medeniyetin getirdiklerinden faydalanarak, bütün insanlığa yön vermiş bir Millet telâkkisiyle; bu hasletlerimizi yeniden depreştirerek, derin tarihî gücümüzle bizden medet bekleyen - başta Türk ve İslâm âlemi olmak  üzere- mağdur ve mazlum milletlere kol kanat germeliyiz. Bu da, ancak, vehimlerimizden kurtularak, korkularımızı yenerek; yeni bir fetih ruhuyla teşekkül edecektir.  Tedrici bir tekamül; hatalı değerler, yanlış içtihatlar, muharref tarihî, irfanî, ilmî verilerle değil; aslî unsurları muhafaza ederek mümkündür.Sapkınlığa düşmeden, radikalliğe meyletmeden, entegrist bir düşünceye kapılmadan; Batı’nın korktuğu Müslüman-Türk umdelerini hayata geçirmek; tarihî bir zarurettir.  Onları “Bizim“ kıymetlerimiz olduğunu tasavvur edip,“âtinin sahiplerine“ teslim etmek mecburiyetindeyiz. Batı’nın Biz’den korkmasını beklemeden; Müslüman-Türk Milletinin istikbalini, Muhafazakâr Değişim’i temessül etmiş yeni neslin uhdesine vermeliyiz.

Etiketler:
YENİ FİKİR HABER
BAŞ YAZI / Mesut TUNA
İdareci mütevâzi olursa millî ve yerlidir
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
Doğu Türkistan’da da zulüm var!
Mehmet M. TURAN
Batılılaşma ve Zina’da AB Kıstasları
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Ziraat Yük. Müh. Mesut MEZKİT
Bilgi Çağında Bilgisiz, İrfansız Ve Tefekkürsüz Bir Toplum İnşâ Etmek
Prof. Dr. Feyzullah EROĞLU
Göktürklerde Yönetim Düşüncesi
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır
Prof. Dr. Celaleddin SERİNKAN
DENİZLİ DERSHANECİLİK SEKTÖRÜNDE MİCHAEL PORTER’IN REKABET GÜÇLERİ ARAŞTIRMASI


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön