YENİ FİKİR HABER

“ İki ayrı yobaz var: Din ve Atatürk Yobazlığı”

24-07-2019

“ İki ayrı yobaz var: Din ve Atatürk Yobazlığı”

 “Bizim yurdumuzda iki ayrı yobaz tipi vardır. Bunlardan birisi; din yobazlarıdır. Bu din yobazlarının yanında bir de Atatürk yobazlarımız vardır. “ Değerli fikir adamı şair yazar Yavuz Bülent Bakiler beyefendinin www.gzt.com’dan Nuriye Çakmak Çelik’e verdiği mülakatta böyle söylüyor. İbretlik bir hadiseyi anlatıyor.  Tarihe not düşülmesi açısından naklediyorum.

 Soru: 28 Şubat sürecinde Şile’de çok enteresan bir durum yaşıyorsunuz değil mi?

  Cevap: Evet. Dehşet verici bir takım cehaletlerle karşı karşıya kaldım. Bunları söylemek çok büyük bir suçtur ama söylemek durumundayız. Artık bunları konuşmaya başlamalıyız… Bizim yurdumuzda iki ayrı yobaz tipi vardır. Bunlardan birisi; din yobazlarıdır. Bunlar İslam’ı katiyen bilmezler ama söyleyeceğiniz bir cümle için veya içerisinde bulunmuş olduğunuz bir durum münasebetiyle “Neüzübillah, kafir oldun” diye ağızlarını açarlar. Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki, “Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz.” Bu din yobazları aksine sevdirmekten ziyade nefret ettirmeye, kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştırmaya gidiyorlar. Bu din yobazlarının yanında bir de Atatürk yobazlarımız vardır. Bunlar çok dehşetli adamlardır. Ve bunlar çok tehlikeli insanlardır. Bunlar Atatürk’ü katiyen okumamışlardır, katiyen bilmemektedirler. Okumadıkları, bilmedikleri halde siz Atatürk’le ilgili yüzde yüz doğru bir fikri ortaya koyduğunuz zaman derhal sizi ‘Atatürk düşmanı’ diye suçlamaktadırlar. Biliyor musunuz, Türkiye’de bu Atatürk yobazları din yobazlarından çok daha fazla tehlikelidir. Atatürk yobazları hakkında söyleyeceğiniz söz adeta yoktur. Yapacağınız hareket adeta yoktur. Susmak ve suçlu olmak durumunda bulunursunuz…

Şile’de, Şile Belediye Başkanı’nın daveti üzerine bir sohbet toplantısına katıldım. Bir salona aldılar beni. Dikkatimi çekti; salonun koltuklarının önünde iki koltuk daha var. O iki koltukta baktım bizim bir deprem profesörümüz vardı. İsmi A. E. Oturuyor karısıyla birlikte. Orada Türkçeyle ilgili tespitlerimi anlatmaya çalıştım. Benim Türkçe üzerine çok uzun çalışmalarım oldu. Türkçe üzerine yayınlanmış iki kitabım var. Tükçeye yapmış olduğum hizmetler münasebetiyle bana çeşitli kuruluşlar tarafından takdirnameler verildi. Bahsi diğer…

Orada da dilimizin bir takım kimseler tarafından bazı çıkmazlara sokulmak istendiğini anlattım ve örnekler verdim. Dedim ki, “Üniversitede okuduğum yıllarda bize bazı kaideler ezberletildi. Mesela Anayasa Hukuku dersinde şöyle bir kaide ezberletildi bize; “Tarik-i âm üzerinde nasın müsellah olarak tecemmû memnudur. Kezalik nasın tarik-i âm üzerinde gayr-i müsellah olarak tecemmû memnudur.” “Sonra” dedim, “Yine o yıllarda aklımda kalan bir başka tarif var; Mütesaviyen mudalla bir müsellesin, re'sinden gaidesine indirilen hat-ı müstakim gaideyi iki müsavî parçaya taksim eyler”. Ben bunları açıklar açıklamaz en ön sırada oturan o deprem profesörü birden bire ayağa kalktı ve sesinin en yüksek tonuyla bağırmaya başladı. “Burası Atatürk Türkiye’sidir” dedi. “Sen orada bir takım ayetler okuyarak Atatürk Türkiye’sini geri gösteremezsin. Laikliği ihlal edemezsin. Seni protesto ediyorum” diye bağırmaya başladı. Şaşırdım kaldım. Önce bu adamın şaka yaptığını filan düşündüm. Fakat karısı kocasının koluna girdi zorla dışarıya çıkarmaya çalıştı. Dışarıya çıkarken bağırmaya devam ediyordu. Salonda dinleyicilerle karşı karşıya kalınca dedim ki, “İçerisinde bulunmuş olduğumuz dehşetli cehaleti görüyorsunuz. Ben burada bir ayet-i kerime filan okumadım. Kaldı ki ben burada bir ayet-i kerime okusam da bu laikliği ihlal manasına gelmez. Burada size fakülte yıllarında bize öğretilen bir tarifi tekrarlamak istedim. Yani Anayasa Hukuku dersinde Bülent Nuri Esen bu tarifiyle bize demek istiyordu ki, “Umumi yollar üzerinde halkın silahlı olarak toplanması yasaktır aynı şekilde umumi yollar üzerinde halkın silahsız olarak toplanması da yasaktır”. Bunu böyle öğretmek varken ‘Tarik-i âm üzerinde nasın müsellah tecemmû memnudur’ şeklindeki kelimelerle ortaya koymanın, öğretmenin bir faydası yok. Bunun doğru bir ifade tarzı olduğunu kabul etmiyorum'' dedim.

En ön sırada oturan o deprem profesörü birden bire ayağa kalktı ve sesinin en yüksek tonuyla bağırmaya başladı. “Burası Atatürk Türkiye’sidir. Sen orada bir takım ayetler okuyarak Atatürk Türkiye’sini geri gösteremezsin. Laikliği ihlal edemezsin” diye bağırmaya başladı.

Birkaç gün sonra oturduğum evin kapısı çalındı, gittim kapıyı açtım. Baktım bir polis karşımda. “Şile Cumhuriyet Savcılığı tarafından davet ediliyorsunuz, Şile’ye gideceksiniz” dedi. Davetnameyi aldım, gittim Şile’ye. Öğrendim ki, o deprem profesörümüz benim konuşmamı dinledikten sonra Şile Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanı’na gitmiş. Demiş ki “Siz burada böyle oturuyorsunuz, Yavuz Bülent salonda bir takım ayet-i kerimeler okuyarak laikliği ihlal ediyor. Ne biçim tavır bu?” Kadın da hemen adamcağızı almış yanına Garnizon Kumandanına çıkarmış. “Siz burada oturuyorsunuz albayım ama Yavuz Bülent orada laikliği ihlal eden konuşmalar yapıyor” diye şikayette bulunmuş. Albay da ikisini yanına alarak savcılığa gelmiş. O da yine savcıya aynı şekilde tarizde bulunmuş. “Savcı bey, siz burada böyle oturuyorsunuz, Yavuz Bülent konuşmasıyla bir takım ayet-i kerimeler okuyarak laikliği ihlal eder şekilde beyanlarda bulunmuş” diye şikayette bulunmuş. Savcı da demiş ki, ben bunları savcıdan dinledim, “Efendim Türkiye’de herkesin suç işleme hakkı vardır, hürriyeti vardır. Şu adam bu adam suç işleyecek diye ben arkasına takılamam. Varsa suç işleyen bir kimse ve siz onlardan şikayetçiyseniz, bildirin bana. Ben gerekeni yaparım.” “Şikayetçiyiz” demişler. “Kimden?” “Yavuz Bülent’ten.” “Niçin?” “Laikliği ihlal eder şekilde konuştu. Atatürk ilke ve inkılaplarının aleyhinde beyanda bulundu diye.” Savcı diyor ki “Bana böyle şikayette bulundular. Ben de dedim ki ‘Hay hay. Memnuniyetle bunu takip etmeye başlarım.’ Takibe başladım.”

Dikkat edin hanımefendi çok mühim, “Adalet Bakanlığı’ndan ‘Şile’de laikliği ihlal eden, Atatürk ilke ve inkılaplarının aleyhinde konuşan Yavuz Bülent hakkında derhal takibata başlayacaksınız’ diye telefonda emir geldi. Ben de dedim ki, ‘Şikayet var efendim, takip ediyorum’ sonra onların gösterdiği şahitleri dinledim. Hiçbirisi sizin laikliği ihlal eder şekilde konuşmadığınızı, katiyen bu konuda bir beyanda bulunmadığınızı söylediler. Ben de konuşmanızı baştan sona kadar dikkatle dinledim.” Şile Belediyesi benim Şile’de yapmış olduğum konuşmayı banta almış. Hangi münasebetle banta almış bilmiyorum ama iyi ki banta almış. “Konuşmanızı baştan sona kadar dinledim, gördüm ki katiyen böyle bir durum yok. Ama bir şikayet var. Ben sizin de ifadenizi almak durumundayım” dedi. İfademi verdim. “Ne diyorsunuz?” dedi. “Utanıyorum” dedim. “Bu cehaletten, bu yobazlıktan, bu modern yobazlıktan utanıyorum ve iğreniyorum” dedim. Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararı verdi. (Kaynak: https://www.gzt.com/roportaj/sivasta-saati-olan-tek-cocuk-bendim-butun-maclara-beni-goturuyorlardi-3509590 23.07.2019saat;13.05)

Etiketler:
YENİ FİKİR HABER
YENİFİKİR HABER YAZARLARI
Mesut MEZKİT
“Kurban Bereketini Yıl Boyu Yaşatıyorsan Hilal Olsun Türkiye”
Mehmet M. TURAN
“ İki ayrı yobaz var: Din ve Atatürk Yobazlığı”
Gönül ŞAHİN MEZKİT
Gönül İnsanı Olmak Zor
Davut TÜRKKAN
Türk Eğitim Sistemine Yeni Bir Yaklaşım
Süleyman TUNA
Mahalli basın güçlü ise siz de güçlüsünüz
AKADEMİK MAKALELER / YENİFİKİR DERGİSİ
Yrd. Doç. Dr. İsa ÇELİK
Manisa Kentinde Tarihi Turizm
S.Faruk GÖNCÜOĞLU
Herkesin Bir Kapısı Vardır Ki, Bu Kapının da zili Çalınacaktır


Yeni fikir SAM
AYDIN AYDIN

Başa Dön